Dönüp bir 2015′ e baktım da…

Arkaya dönüp bakınca, ne kadar da berbat bir yılı geride bıraktığımızı söylemeye gerek yok sanıyorum. Kişisel hayatlarımız da büyük darbeler, kötü anlar olmasa da hala kendimizi özgür sana sana Ege kıyılarında sevgililerimizle elele dolaşabildik. Bizim buralarda henüz kimse kimseye ne giydin ne içtin ne yapıyorsun demediyse ya da der gibi bakmadıysa kimse, ülkecek kendimizi ne kadar da modern ve özgür sanmaya devam ettik.

Henüz midyenin yanında sahilde içtiğimiz biraya karışanın olmaması, kızlı erkekli ya da cinsiyetin önemi olmadan beraber gülmeye devam ettik. Ekranlarda izledik, üzüldük sonra unuttuk sonra yine yeni kötü bir olay tekrar üzüldük… Sonra alışmaya mı başladık acaba… Yoksa elimizdekilerin kıymetini bilip onlara daha çok mu sarıldık… Bu güzel tatlı mutluluk kırıntıları bitecek diye mi korktuk biraz da…20152016-300x200

Belki biraz da bencillikle “amaaan tüm dünyanın yükünü ben mi sırtlanacağım canım” dediğimiz de oldu ya da elimizden gelen artık hiçbir şey olmadığını hissedip umutsuzluğa kapıldığımız da ya da yaptıklarımızın anlattıklarımızın hiç faydası olmadığını görüp kabuğumuza çekildiğimiz de…

Belki birçoğumuz da seçim ardından “bana ne” deme hakkımızı kullanmaya çalıştık, tam da başarılı olamadık belki… Mutlak duyarsızlığa ulaşamadık…

Gözümüzün önünde bir önceki yıl(lar)da haksızca içeri atılanların çıkartılıp, onları içeri atanların mahkum edilmeye çalışıldığı, eliyle koymuş gibi silahları bulanlara o günlerde komplo bunlar diye sesini çıkaranlar dikkate alınmadan kararların uygulandığı, şimdi de acaba nasıl o silahları öyle kolayca buldular deyip silahları bulanlara sorgulamanın başladığı günlerdeyiz.

Daha neden içeri alındığını anlamadan bir grup gazeteci serbest bırakılırken, yerlerine başka gazeteciler içeri alındı. Tüm bunların yanında bir grup gazeteci! de her rüzgar da farklı yazılarıyla hepimizi şaşırttı.

Sınırımızda savaş var diye üzülürken savaş şuan içimizde, haber alamasak da medyada göremesek de, uzak görünse de çok da yakınımızda… orada bir köy var uzakta… neler oluyor bilmiyoruz…

Kaç bin göçmen var bilmezken, kaç milyon Suriyeli göçmen / mülteci var onu da bilmiyoruz. Bir yanda da gözümüzün önünde akın akın sirküle olan adalara gitmek için değişen o insanlar umuda yolculuk adı altında ölüme doğru yola çıkmaktadır.

Kaç kadın şiddet gördü, tecavüz mağduru, katledildi… Kaç çocuk mağdur, en yakını sanılan sapkınlarca hayatı boyunca unutamayacağı şiddet yaşadı… Kaç çocuk, kaç kadın NAMUSun temizlenmesi için öldürüldü ya da ölüme terkedildi…

Liste bitmeyecek galiba… ama yazı bitsin içim karardı, sizin de içinizi kararttım…  Dönüp bakınca karanlıktı 2015 , 2016 daha aydınlık bir yıl olmasını beklerim(z) tabi ama umudum eskiden az…

4.5 G Nedir ?

Evet reklamlarda da çıktığına göre 4.5 G oldukça ilgi uyandırmıştır sanırım. Gerçi halkımız konuya çok hakim diye düşünüyorum, Türkiye 4.5 G ile tanışacak diye miting alanlarında seslenildiğinde bir alkış bir kıyamet kopmuştu ki 4.5 G nedir bilmeyen bir benim sanmıştım.  Ben de demiştim ne kadar da ilgili bilgili yurdum teyze ve amcalarıyla dolu her yer, facebook sefası candy crush çılgınlığı sonrası internet bilgi birikimiyle gözlerimi doldurdular.

4.5Neyse benim gibi hala 4.5 G nedir ne değildir bilmeyen kaldıysa diye bir de ben anladıklarımı anlatayım dedim. Zira sonradan hakim oldum konuya…

4.5 G dördüncü nesil kablosuz iletişim ağı ! Evet bende 4’ü anladım ama .5 ile ilgili hala sıkıntılarım var. Ama yılmadım araştırdım, bu kadar ahali oleyyy 4.5 G diye sevinir alkışlarken, ben neden bilmeden boş boş bakayım değil mi? Neyse onu da öğrendim her şeyin en iyisine sahip ülkem, internetin de en ilerisine sahip olmak için, LTE advanced isimli daha gelişmiş bir sürümünü kullanacak. Böylece 3G ile 30 saniyede indirdiğiniz müzik 1 saniyede sizin olacak. 8 GB filmi 1 saatte indirirken 6,5 dakika sonra izlemeye başlayabileceksiniz. Evet hep bilimsel ilerleme için duyulan heyecandandı bu alkış kıyamet…

Ha bu arada küçük bir detay, 4.5 G için 30 Bin yeni baz istasyonu vatana millete hücrelerimize hayırlı olsun!

E şimdi nereye takıldı, noldu, hop evin çatısında, hop köşe başında, hop okul tepesinde , hastane yanı başında nerde ben bilmem!

Rijksmuseum ve Muhteşem Kütüphanesi

DSCN6857Geçen kış AmsterDam gezimiz için Amsterdam kart alınca öğrendik ki, ilk Rijksmuseum’a giriş yapmamız gerekiyormuş. İlk başta ay orası bizim planımızda yoktu şöyleydi böyleydi derken çıktığımızda iyi ki de giriş yapmışız dediğim bir müze ziyareti oldu. Bugüne kadar gördüğüm en büyük müzeydi. Müzenin her katında farklı dönemlere ait eserler bulunuyor. Rijksmuseum’un giriş katında Ortaçağ ve Rönesans dönemi sergileri bulunmakta ayrıca, Özel Koleksiyonlar ve Asya Pavyonu bölümü bulunmaktadır. Birinci katta 18.-19. yüzyıl sanatı; ikinci katta 17. yüzyıl ve üçüncü katta 20. yüzyıl eserleri sergilenir.
DSCN6883
Hatta o ünlü The Nightwatch – Gece Bekçisi (1642) tablosu da müzede gösterişli bir alanda yer alıyor. Rembrandt’ın diğer eserlerini de görme fırsatı yakaladığımız Rijksmuseum gerçekten bir harikaydı.

Bu arada müzeyi gezerken farklı yaş gruplarında da bir çok okul grubu da her eser hakkında detaylı bilgi alarak öğretmenler /rehberler eşliğinde geziyordu. Sonradan öğrendik ki Amsterdam’da öğrenciler tüm müzelere ziyaretlerde bulunuyormuş ve mezun olduklarında şehirlerinde ve ülkelerindeki bu kıymetli eserler hakkında bilgi sahibi oluyorlarmış. Ne hoş… Ne kadar imrendiğimi anlatamam. Malum bizim ülkemizde işler hiç de bu şekilde ilerlemiyor.

Ayrıca aşağıda resmini paylaştığım görkemli kütüphane de sanat tarihi araştırmacılarına hala açık olup aktif olarak kullanılıyormuş. O kapıdan içeri girip de bu kütüphaneden etkilenmeyen yoktur sanırım. Beni buraya bıraksalar 10 gün hiç sıkılmadan yaşarım heralde 🙂 Ne diyelim darısı ülkemizin başına 🙂

DSCN6904

30 Gün Deneyimi: Çikolata Diyeti

Matt Cutts’un Ted Talks’daki “30 Gün için Yeni Birşeyler Deneyin” (Try something new for 30 days) konuşmasını izlemediyseniz mutlaka izleyin. Bazı şeylerin yolunda gitmediği ya da kendinizi bir rutin içinde çok boğulmuş hissediyorsanız mutlaka size iyi gelecek bazı deneyimler yaşayabilirsiniz.  Ne yapmak ya da rutinde yapıp da vazgeçmek istediğiniz ne varsa sadece! 30 gün deneyebilirsiniz.

İşte ben de kendime 30 Gün Çikolatasızlık Deneyimini uygun gördüm. Aylardır aşırı derecede abur cubur, çikolata ve çikolatalı bir çok yiyecek yeme halindeydim. Hatta yediklerimi eşim sayınca kendime inanamıyordum. Bu arada kilo problemi gibi bir durumum yok, tamamen vücuduma yaptığım ihanete son vermeye karar verdim 😀 Ekim ayı boyunca ne çikolata ne de çikolatalı herhangi bir şey yemedim. İtiraf etmeliyim ki ilk 15 gün biraz sıkıntılıydı, özellikle akşam yemeğinden sonra canım acayip derecede çikolata istiyordu, fakat sonraki 2 hafta çok rahat geçti, hiç bir problem olmadı. Hatta ilk günler kendime verdiğim sözden caymaktan korktuğum için herkese 1 ay boyunca çikolata yemeyeceğim diye yaygara yaptım ama itiraf etmeliyim ki çok işe yaradı 🙂

Yaşasın krize girmeden abartmadan çikolata yemece 🙂

Hoşçakal Yaz,Merhaba Sonbahar!

Yaz bitti der demez yaza özlem başlar ben de… Yaz aylarında yazmaya fırsat bulamadığım yerleri paylaşmak da  sonbahara kalır…  Artık daha fazla evde vakit geçirmeye başlayacağım da doğrudur.

Sonbahar bir ormanda yürüyüş yapıyorsanız muhteşem bir mevsim, sarı ve turuncunun her tonunu görme imkanınız olan o anlar kesinlikle renk cümbüşü sunuyor. Ama sarı ve turuncuyu görmeden evden işe, işten eve olan o zaman diliminde içim kararıyor. Ne giyeceğimi bilemediğim, ince giysem üşüdüğüm, uzun kollu giysem yangın var diye bağırmak istediğim anlardan oluşuyor. Hele bizim gibi Ege’de yaşıyorsanız, güneş ve bulut size sürekli farklı bir mevsim hissi yaratır.

Güneşten yürürsünüz  yaz hiç bitmemiş gibidir, bir bulut aranıza girerse de üşür donarsınız.

Hele günlerin hızla kısaldığını görmek, sıcaktan yürümekte zorlandığınız saatlerde havanın kararması… Soğuk değil sanırım benim sorunum kışın o karanlık kasvetli günlerinin geliyor olmasının endişesi…

Ha bir de varsa yaz aşkları onlar için de veda ayıdır sonbahar…

Google doodle – Halet Çambel

Halet Çambel

 

Bu sabah Google anasayfasında gördüğümüz doodle, kaynağını öğrenince daha çok etkiledi. Wikipedia’da hayatını okuyunca etkilenmedim desem yalan olur. Wikipedia aracılığıyla öğrendim ki Halet Çambel, Türk bir arkeolog ve aynı zamanda olimpiyatlara katılan ilk kadın sporcuymuş.  Daha detay bilgiye ulaşmak isterseniz buyrun 🙂

Astım Mağarası – Mersin

2014-11-02 12.18.08Mersin’in en güzel zamanı, ilkbahar ve sonbahar aylarıdır dediler biz de 2014 Kasım ayında bir hafta sonumuzu ayırmıştık. Söz konusu Akdeniz olunca, ılık mı ılık, güneşli bir hava karşıladı bizi… Bu defa da ören yerlerini gezmek istediğimiz Mersin’de Astım Mağarası’nı önerdiler ve hep beraber gittik.

Giriş 5 TL, oldukça uygun bir ücretl endirmesi var. Astım mağarası, çok daha popüler olan Cennet – Cehenneme 1 km uzaklıkta bile değil, çok yakın. Mağaraya dışardan bakınca, pek etkileyici bir hali yok, hatta giriş kısmının bir mağaraya açıldığını tabela olmasa ve daha önce duymamış olsak anlamak mümkün değil.2014-11-02 12.38.12

Mağara her mevsim 18 santigrat derece ve  % 90 civarı nem içermektedir. İçeride yürürken de üstünüze su damlaları düşmekte ve her yerde büyüleyici sarkıtlar bulunmaktadır. Rivayete göre de Roma kralının kızı astım hastalığına yakalanınca, şifa bulabilmek için bu mağarada kalmış ve sonrasında da iyileşmiş. Bu yüzdendir ki astım hastası insanlar da bu mağaraya şifa bulabilmek için rağbet göstermektedir.  Mağarayı gezerken yanınıza mutlaka su alın ki daha inerken bile terlemeye başlıyorsunuz, ihtiyaç duyabilirsiniz.

Her ne kadar ülkemizde muhteşem güzellikler talan edilse de öyle şanslıyız ki o kadar çok ki her an karşımıza bir yenisi çıkıyor. Yolunuz Mersin’e düşerse mutlaka uğrayın derim 🙂

 

Öğrenmek, öğretmek, merak uyandırmak!

5 dakikalık kısa bir video ile hem bilimsel bir konuyu dinleyip, o konuda az /temel düzeyde de olsa bilgi edinip hem de eğlenmek mümkün müdür? İşte bu video bunun kanıtıdır. Hem de konuya ilgi duymak…

Greg Gage, beyin/sinir bilimini herkese erişilebilir hâle getirmeyi kendine amaç edinmiş. Bu eğlenceli ve merak uyandıran videoda, sinir bilimci Greg, bir seyircinin özgür iradesini elinden almak için basit ve ucuz bir “Kendin Yap” seti kullanıyor. Bu bir ilüzyon ya da göz yanılgısı değil, gerçekten çalışan bir sistem… Ama inanmakta da güçlük çekeceğiniz bir sistem…

Hatıra Yaratmaca…

Fotoğraf çekmeyi de çekilmeyi de çok severim. Üstünden zaman geçtiğinde o günü hatırlar bazen güler, bazen duygulanır bazen de tamamen aklımdan çıkan bir anı hatırladığımdan pır pır kelebekler uçuşur içimde…

Steven Addis de bir rastlantı sonucu olarak başlatsa da kızıyla her yıl aynı yerde fotoğraf çektirerek, anılarını biriktirmeye başlıyor. Konuşmasının bence en önemli kısmı “Bilinçli olarak hatıra yaratın” tavsiyesi.. Son yıllarda telefonlar ile daha kaliteli fotoğraflar çekebilmemiz sayesinde bu alışkanlığımız arttı. Hatta selfie çubuğu kullanımın artması bunun biraz da moda olmasıyla beraber sevdiklerimizle daha fazla anı biriktirir olduk.  Yaşasın hatıra yaratmaca, anı biriktirmece!