Cycling 365 – Avrupa Bisiklet Yarışması

Cycling365Evet Türkiye’de bu yarışa İzmir ve Ankara ile katılıyor. Adı yarış olsa da burada amaç, günlük hayatta bisiklet kullanımın yaygınlaştırılması! 1 Mayıs’ta başlayan bu “Challenge – Meydan Okuma” , 31 Mayıs’a kadar devam edecek.

Temiz bir çevre, karbondioksit salımının azalması ve sağlıklı bir şehirde yaşayabilmek için, European Cycling Challenge bisikletin ulaşım aracı olarak kullanılması, yaygınlaştırılması ve herkes tarafından kabul edilmesini hedefliyor. Bence en önemlisi de trafikte bisikletçilerin kabul görmesi! Sitesinde ve uygulamasından ( app store / google play’den indirebilirsiniz ) kayıt yaparak ücretsiz olarak siz de yarışa dahil olabilirsiniz. Kaç km yol gittiğinizi, ne kadar karbondioksit salımına engel olduğunuzu ve kullandığınız yol haritanızı görebilirsiniz. Akıllı telefonla uygulama aracılığıyla otomatik olarak seyahat datalarınızı kaydedebilirsiniz, akıllı telefonunuz yoksa da sitesinde manual olarak giriş yapabileceğiniz bir alan var.

Gerçi ülkemizde yarış adını duyunca gaza gelip hemen hile hurda peşinde koşmak isteyen tipler de yok değil… Mesela otobüse / arabaya bisikleti atıp, şehir turu yapmayın !  Çıkacak istatistiksel sonucu bozmayın lütfen! Buna göre şehirlerde bisiklet kullanımının yoğunluğuna / rotalarına göre bisiklet yolları yapılacak belki de, yanıltmayın!

Şu özendiğimiz Hollanda, İsveç ve tabii ki güzide ilçemiz Ula’da olduğu gibi bisiklet kullanıcıları sayısının bol olduğu şehirlerle dolsun ülkemiz!

Not: Ula, Muğla’nın küçük ama sevimli ilçesidir, ilçedeki neredeyse herkes bisiklet kullanmaktadır. İdari kesimde de aynı durum geçerlidir, kaymakamlık, belediye binası, okul önlerinde sıra sıra arabalar değil  bisiklet görebilirsiniz. Ben en iyisi bir ara da bir Ula yazısı yazayım.

30 Gün Deneyimi: Çikolata Diyeti

Matt Cutts’un Ted Talks’daki “30 Gün için Yeni Birşeyler Deneyin” (Try something new for 30 days) konuşmasını izlemediyseniz mutlaka izleyin. Bazı şeylerin yolunda gitmediği ya da kendinizi bir rutin içinde çok boğulmuş hissediyorsanız mutlaka size iyi gelecek bazı deneyimler yaşayabilirsiniz.  Ne yapmak ya da rutinde yapıp da vazgeçmek istediğiniz ne varsa sadece! 30 gün deneyebilirsiniz.

İşte ben de kendime 30 Gün Çikolatasızlık Deneyimini uygun gördüm. Aylardır aşırı derecede abur cubur, çikolata ve çikolatalı bir çok yiyecek yeme halindeydim. Hatta yediklerimi eşim sayınca kendime inanamıyordum. Bu arada kilo problemi gibi bir durumum yok, tamamen vücuduma yaptığım ihanete son vermeye karar verdim 😀 Ekim ayı boyunca ne çikolata ne de çikolatalı herhangi bir şey yemedim. İtiraf etmeliyim ki ilk 15 gün biraz sıkıntılıydı, özellikle akşam yemeğinden sonra canım acayip derecede çikolata istiyordu, fakat sonraki 2 hafta çok rahat geçti, hiç bir problem olmadı. Hatta ilk günler kendime verdiğim sözden caymaktan korktuğum için herkese 1 ay boyunca çikolata yemeyeceğim diye yaygara yaptım ama itiraf etmeliyim ki çok işe yaradı 🙂

Yaşasın krize girmeden abartmadan çikolata yemece 🙂

Öğrenmek, öğretmek, merak uyandırmak!

5 dakikalık kısa bir video ile hem bilimsel bir konuyu dinleyip, o konuda az /temel düzeyde de olsa bilgi edinip hem de eğlenmek mümkün müdür? İşte bu video bunun kanıtıdır. Hem de konuya ilgi duymak…

Greg Gage, beyin/sinir bilimini herkese erişilebilir hâle getirmeyi kendine amaç edinmiş. Bu eğlenceli ve merak uyandıran videoda, sinir bilimci Greg, bir seyircinin özgür iradesini elinden almak için basit ve ucuz bir “Kendin Yap” seti kullanıyor. Bu bir ilüzyon ya da göz yanılgısı değil, gerçekten çalışan bir sistem… Ama inanmakta da güçlük çekeceğiniz bir sistem…

Havlu Kağıt Kullanımı

Kağıt israfında çoğumuzun aklımıza gelmeyen bir kalem “kağıt havlu”. 3’er 5’er çekiştirip buruşturup kullandığımız, sonra kapıyı tutmak için bir iki tane daha kullandığımız havlu kağıt…

Evet ortak alanlarda kullanımlarda bir gerçek var ki kapı tutmak için kullanmaktan vazgeçemeyeceğim. Ama Joe Smith’in basit iki uyarısını dikkate almak lazım. Hatta 2 kelimede gizli sadece, SALLA ve KATLA! Yıkadığımız ellerimizi sallayarak, fazla sudan arındırıyoruz. Daha sonra da “tek” parça kağıt havluyu katlayarak ellerimizi kuruluyoruz. Bu kadar basit!

İzleyince oldukça makul ve mantıklı geliyor zaten, deneyince  de işe yaradığını göreceksiniz. Ciddi bir tasarruf sağladığınızı farkedeceksiniz! Dikkat edelim ve ağaçları kurtarmak için bir adım atmış olalım.

Cezaevinde bir felsefe profesörü:Damon Horowitz!

Cazaevinde bir profesör diyince aklınıza cezaevine düşmüş bir hocanın öyküsü gelmiştir. Oysa öyle değil, cezaevinde felsefe dersi veren bir hoca, Damon Horowitz ! Ted Talks’ta anlattığı kişi de cezaevinde öğrencisi Tony.

Tony hatanın tam olarak kendisinde olduğunu, doğru ve yanlışı çok iyi bildiğini söylerken profesör ona sorgulamayı öğretiyor. Ve bedenen cezaevinde olsa da öğrendikleri ve okuduklarıyla bambaşka biri olduğundan bahsediyor. Cezaevinde dibe vurmuş , en iyi ihtimalle 50 yaşına kadar cezalı olan gencecik bir insan için müthiş bir hikaye!

Tüm bunların yanında Türkiye’de bir cezaevinde eğitim veriliyor mu? Dersler var mı? Bir profesör felsefe dersi veriyor mu? Bir profesör her hangi bir konu hakkında ders veriyor mu? Moral veren konserler, sosyal sorumluluk projeleri dışında düzenli devamlı bir proje var mı? Ben bunları da çok merak ettim!

Bazen Görsel İyileştirme Tüm Algıları Değiştirebilir!

Görünmeyen süper kahramanlara dikkat çekiyor Mundano! Brazilya’da “katadorlar” tarafından toplanan çöp ve atıklar, geri dönüşümde kullanılmak üzere çok uygun rakamlara satılıyor. Mundano da Dünya için muhteşem bir iş yapan ama takdir edilmeyen, görülmeyen bu kişilerin daha fazla öne çıkması ve onların standardını yükseltmek adına gönüllülük esaslı bir “Carroçamı Pazarla” (Pimp My Carroça) isimli hareket yaratıyor. Bu hareket Brezilya ile de sınırlı kalmıyor hatta Türkiye’ye de uzanıyor.  Doktorlar, dişçiler, pediyatristler, saç stilistleri, masaj terapistleri, bakım ve sağlık hizmetleri ile destekleniyorlar. Ayrıca, emniyet yelekleri, eldivenler, yağmurluklar veriliyor. Carroçaları yenileniyor, grafiti çiziliyor veya boyanıyor. Güvenlikleri için yansıtıcı bantlar, kornalar ve aynalar alınıyor. 

carroçaİşe gitmek için 07:00’de evden çıktığımda, çöpten kağıt ve plastikleri toplayan kişilere rastlayınca tedirgin olurdum. Yaz ayları problem değildi fakat özellikle kış aylarında, malum biraz daha karanlık ve tenha olan sokaklarda adımlarımı hızlandırdığım da doğrudur. Peki şu fotoğrafa bakacak olursak alttaki fotoğraftaki kişiden korkar mıydım!? Kesinlikle hayır !

Peki yaptıkları işe bakınca hak ettikleri olması gereken resim hangisi, tabii ki alttaki!

Peki her şey kamu kurumlarından mı beklenmeli, hayır!

Herkes el ele verirse neden Türkiye’de de çöpten atık toplayan emekçilerin yaşam standardıyla beraber bizim onlara olan yargımız değişmesin. Bence mümkün!

 

Hayvanlar Alemini Dile Getiren Fotoğraflar

Frans Lanting bir doğa fotoğrafçısı, internetten biraz araştırınca kendisini National Geographic’te uzun zamandır çalıştığını gördüm. Konuşmasında da çektiği muhteşem fotoğraflar aracılığıyla bizi hayvanlar aleminde bir seyahate götürüyor. Kısacık konuşmasında sizi alıp uzaklara götürüyor, farklılıklarımızın derinliklerinde aslında aynı olduğumuzu çok etkileyici bir dille anlatıyor.

Evet hayvanlar da aynı insanlar da aynı … peki neden bu kadar ötekileştirme var… Bunu hep merak ederim!

 

Ayakkabı Bağlamayı Yanlış Öğrendiğimi Biliyordum!

Bot ya da uzun bağcıklı bir spor ayakkabıyı ne zaman giysem 3-5 adımda bir benden “pofff yine çözüldü” isyanı gelir. Hatta öyle ki kimi zaman utandırdığı bile olmuştur. Bazen de metro merdivenlerinden hızla inerken / çıkarken bağcıklarımın çözüldüğünü görünce düşmekten daha da kötüsü birinin düşüşüne neden olmaktan ödüm kopar. O yüzden model olarak çok sevsem de bana yaptığı eziyetten dolayı bağcıklı ayakkabılar ile aram biraz limonidir.
Düşünsenize önemli biriyle iş için dışarı çıktınız, bir iş görüşmesine gittiniz veya hoşlandığınız kişiyle ilk buluşmanız, ikide bir pardon ayakkabım çözüldü diyip eğilip ayakkabılarınızı bağlıyorsunuz. Şanslıysanız konuyla ilgili şakalaşmalar olacaktır (genelde başıma bu gelir) ya da tam aksi huysuz ve anlayışsız biriyle beraberseniz bir ayakkabıyı bile bağlayamıyor ve sık sık durup bağcıklarınızı bağlamanıza içten içe uyuz olacaktır.
Neyse ki sonunda Terry Moore videosuna bir tavsiye üzerine ulaştım ve anladım ki ben de yanlış ayakkabı bağlayanlardanmışım. Hem de farketmeden birini doğru bağlarken diğerini hatalı bağlıyormuşum.
Teşekkürler Terry Moore, çilem sona erdi!

İki ev arkadaşı bir yılda nasıl 56 bin dolar tasarruf etti? Daha Az Eşya Daha Çok Mutluluk!!!

Bugün de Forbes’te yayınlanan ve birçok kişinin paylaştığı yazıyı okuyunca bir zamanlar “Ted’le 21 Gün” sitesi için yazdığım aşağıdaki yazıyı, Graham Hill’in TED videosunu ve aldığım kararları hatırladım.

“Daha az eşya, daha çok mutluluk…

Alışveriş yapmayı çok seven biri olarak, 6-7 ay önce gerekli olmadıkça yeni şeyler satın almama kararı almıştım. Bu kararıma yol açan ise, taşınma esnasında, nemlendiriciler, şampuanlar, saç bakım kremleri, parfumler, deodorantlar; aldığımı bile hatırlamadığım kullanmadığım takılar tokalar…. şeklinde uzayıp giden bir kaç koli eşyayla karşılaşmam karşısında şok olmamdı. Bu kadar çok şeyi ne zaman alıp, biriktirmiştim.

Bu aldıklarımın hepsi beni aldığım an mutlu etmiş olabilirdi ama ya sonra… hatırlamıyordum bile. İşte bu yüzden “beni aldığımda gerçekten ne mutlu ederdi?”, bu gerçekten işe yarayan, hayatımı kolaylaştıran bir soru.

Gerçi hâla alışverişimi sınırlandır(a)madığım bir çok nokta var ama, en azından içime sinen bir başlangıç yapmıştım.

Haydi siz de deneyin (:”

1 yılda 56 bin tasarruf eden arkadaşların hikayesi de şöyle başlıyor. Kanada’da yaşayan muhasebeci Geoffrey aylık harcamalarını analiz etmeye başlıyor ve yaşam tarzından dolayı ne kadar kazansa da daha çok harcadığını ve bunun hep bu şekilde ilerlediğini fark ediyor. Aynı dönemde yakın arkadaşı Julie de taşınmak isterken, Geoffrey evine davet ediyor ve sadece 1 odanın uygun olduğunu paylaşıyor. Julie sahip olduğu eşyaların %80’ninden 3 gün içinde kurtulması gerektiği gerçeği ile karşılaşıyor.

Benimle aynı şoku yaşayıp,  “Bir dakika, niye bu kadar eşyaya ihtiyacım var ki zaten?” diye sorgulamaya başlamış. Ben de daha az ve doğru alışveriş yapmam gerektiğini bir taşınma esnasında kolilerce krem, şampuan, deodorant… aldığımı unuttuğum ürünlerle karşılaşınca karar almıştım. Fakat ben sadece aldığım ürünlere dikkat etmeye başlamışken, Geoffrey ve Julie çok daha radikal bir karar verip o yılı “hiçbir şey almama yılı” ilan etmişler ve deneyimlerini de Buynothingyear.com  ile paylaşmışlar.

Geoffrey  ve Julie’nin hiç para harcamama üzerine kurdukları bir hayatı var. Benim amacım ise ihtiyacımdan fazla ya da ihtiyacım olmayan bir ürünü almamak üzerine… Ya da evde yemek varken dışarda yemek yiyip sonra da evdeki yemeği çöpe atmamak üzerine… En kötü alışkanlıklarımdan biri de markete girdiğimde amacım olan ürünün yanında 10 parça daha ürün alma alışkanlığımı yok etmek üzerine…

Bu gereksiz bulduğum harcamaları yapmak yerine daha çok gezip yeni yerler keşfedebilmek üzerine 🙂

Eşimle taşınma arifesindeyiz, bakalım 1,5 yılda evi gereksiz nelerle doldurmuşuz… Umarım bu defa karşıma çıkan koliler ve içerikleri üzmez…  Ben/biz ne yapmışız diye şok olmam 🙂