Cycling 365 – Avrupa Bisiklet Yarışması

Cycling365Evet Türkiye’de bu yarışa İzmir ve Ankara ile katılıyor. Adı yarış olsa da burada amaç, günlük hayatta bisiklet kullanımın yaygınlaştırılması! 1 Mayıs’ta başlayan bu “Challenge – Meydan Okuma” , 31 Mayıs’a kadar devam edecek.

Temiz bir çevre, karbondioksit salımının azalması ve sağlıklı bir şehirde yaşayabilmek için, European Cycling Challenge bisikletin ulaşım aracı olarak kullanılması, yaygınlaştırılması ve herkes tarafından kabul edilmesini hedefliyor. Bence en önemlisi de trafikte bisikletçilerin kabul görmesi! Sitesinde ve uygulamasından ( app store / google play’den indirebilirsiniz ) kayıt yaparak ücretsiz olarak siz de yarışa dahil olabilirsiniz. Kaç km yol gittiğinizi, ne kadar karbondioksit salımına engel olduğunuzu ve kullandığınız yol haritanızı görebilirsiniz. Akıllı telefonla uygulama aracılığıyla otomatik olarak seyahat datalarınızı kaydedebilirsiniz, akıllı telefonunuz yoksa da sitesinde manual olarak giriş yapabileceğiniz bir alan var.

Gerçi ülkemizde yarış adını duyunca gaza gelip hemen hile hurda peşinde koşmak isteyen tipler de yok değil… Mesela otobüse / arabaya bisikleti atıp, şehir turu yapmayın !  Çıkacak istatistiksel sonucu bozmayın lütfen! Buna göre şehirlerde bisiklet kullanımının yoğunluğuna / rotalarına göre bisiklet yolları yapılacak belki de, yanıltmayın!

Şu özendiğimiz Hollanda, İsveç ve tabii ki güzide ilçemiz Ula’da olduğu gibi bisiklet kullanıcıları sayısının bol olduğu şehirlerle dolsun ülkemiz!

Not: Ula, Muğla’nın küçük ama sevimli ilçesidir, ilçedeki neredeyse herkes bisiklet kullanmaktadır. İdari kesimde de aynı durum geçerlidir, kaymakamlık, belediye binası, okul önlerinde sıra sıra arabalar değil  bisiklet görebilirsiniz. Ben en iyisi bir ara da bir Ula yazısı yazayım.

Rijksmuseum ve Muhteşem Kütüphanesi

DSCN6857Geçen kış AmsterDam gezimiz için Amsterdam kart alınca öğrendik ki, ilk Rijksmuseum’a giriş yapmamız gerekiyormuş. İlk başta ay orası bizim planımızda yoktu şöyleydi böyleydi derken çıktığımızda iyi ki de giriş yapmışız dediğim bir müze ziyareti oldu. Bugüne kadar gördüğüm en büyük müzeydi. Müzenin her katında farklı dönemlere ait eserler bulunuyor. Rijksmuseum’un giriş katında Ortaçağ ve Rönesans dönemi sergileri bulunmakta ayrıca, Özel Koleksiyonlar ve Asya Pavyonu bölümü bulunmaktadır. Birinci katta 18.-19. yüzyıl sanatı; ikinci katta 17. yüzyıl ve üçüncü katta 20. yüzyıl eserleri sergilenir.
DSCN6883
Hatta o ünlü The Nightwatch – Gece Bekçisi (1642) tablosu da müzede gösterişli bir alanda yer alıyor. Rembrandt’ın diğer eserlerini de görme fırsatı yakaladığımız Rijksmuseum gerçekten bir harikaydı.

Bu arada müzeyi gezerken farklı yaş gruplarında da bir çok okul grubu da her eser hakkında detaylı bilgi alarak öğretmenler /rehberler eşliğinde geziyordu. Sonradan öğrendik ki Amsterdam’da öğrenciler tüm müzelere ziyaretlerde bulunuyormuş ve mezun olduklarında şehirlerinde ve ülkelerindeki bu kıymetli eserler hakkında bilgi sahibi oluyorlarmış. Ne hoş… Ne kadar imrendiğimi anlatamam. Malum bizim ülkemizde işler hiç de bu şekilde ilerlemiyor.

Ayrıca aşağıda resmini paylaştığım görkemli kütüphane de sanat tarihi araştırmacılarına hala açık olup aktif olarak kullanılıyormuş. O kapıdan içeri girip de bu kütüphaneden etkilenmeyen yoktur sanırım. Beni buraya bıraksalar 10 gün hiç sıkılmadan yaşarım heralde 🙂 Ne diyelim darısı ülkemizin başına 🙂

DSCN6904

Astım Mağarası – Mersin

2014-11-02 12.18.08Mersin’in en güzel zamanı, ilkbahar ve sonbahar aylarıdır dediler biz de 2014 Kasım ayında bir hafta sonumuzu ayırmıştık. Söz konusu Akdeniz olunca, ılık mı ılık, güneşli bir hava karşıladı bizi… Bu defa da ören yerlerini gezmek istediğimiz Mersin’de Astım Mağarası’nı önerdiler ve hep beraber gittik.

Giriş 5 TL, oldukça uygun bir ücretl endirmesi var. Astım mağarası, çok daha popüler olan Cennet – Cehenneme 1 km uzaklıkta bile değil, çok yakın. Mağaraya dışardan bakınca, pek etkileyici bir hali yok, hatta giriş kısmının bir mağaraya açıldığını tabela olmasa ve daha önce duymamış olsak anlamak mümkün değil.2014-11-02 12.38.12

Mağara her mevsim 18 santigrat derece ve  % 90 civarı nem içermektedir. İçeride yürürken de üstünüze su damlaları düşmekte ve her yerde büyüleyici sarkıtlar bulunmaktadır. Rivayete göre de Roma kralının kızı astım hastalığına yakalanınca, şifa bulabilmek için bu mağarada kalmış ve sonrasında da iyileşmiş. Bu yüzdendir ki astım hastası insanlar da bu mağaraya şifa bulabilmek için rağbet göstermektedir.  Mağarayı gezerken yanınıza mutlaka su alın ki daha inerken bile terlemeye başlıyorsunuz, ihtiyaç duyabilirsiniz.

Her ne kadar ülkemizde muhteşem güzellikler talan edilse de öyle şanslıyız ki o kadar çok ki her an karşımıza bir yenisi çıkıyor. Yolunuz Mersin’e düşerse mutlaka uğrayın derim 🙂

 

Hatıra Yaratmaca…

Fotoğraf çekmeyi de çekilmeyi de çok severim. Üstünden zaman geçtiğinde o günü hatırlar bazen güler, bazen duygulanır bazen de tamamen aklımdan çıkan bir anı hatırladığımdan pır pır kelebekler uçuşur içimde…

Steven Addis de bir rastlantı sonucu olarak başlatsa da kızıyla her yıl aynı yerde fotoğraf çektirerek, anılarını biriktirmeye başlıyor. Konuşmasının bence en önemli kısmı “Bilinçli olarak hatıra yaratın” tavsiyesi.. Son yıllarda telefonlar ile daha kaliteli fotoğraflar çekebilmemiz sayesinde bu alışkanlığımız arttı. Hatta selfie çubuğu kullanımın artması bunun biraz da moda olmasıyla beraber sevdiklerimizle daha fazla anı biriktirir olduk.  Yaşasın hatıra yaratmaca, anı biriktirmece!

Uzak Tarihlere Bilet Almaca !

Erkenden bilet almayı, küçük tatiller belirlemeyi seviyoruz. Özellikle havayolu şirketlerinin yaptığı avantajlı tarifeler, indirimler, kampanyalar…

Evet şimdi de Türk Hava Yolları’nın gidiş dönüş 89$ ‘dan başlayan fiyatlarla kampanyasıyla biz de rotamızı Roma’ya çevirdik.

Tarih ne zaman derseniz taaa Kasım ayında, ama şimdiden otelleri incelemeye başladık. Sonuçta otele de önceden karar verirsek, indirimli fiyatları yakalayabiliriz.

Bizim amacımız, gezmek, seyahat etmek, anılar biriktirmek, şehri öğrenmek, şehri yaşamak… Kimilerinin aa yurtdışı mı çok pahalı dediğini duyar gibiyim. Evet € nedeniyle herşeyi 3 ile çarpma gerekliliğinden dolayı rakamlar biraz üzücü olabiliyor. Fakat kredi kartı ekstrelerinde veya günlük harcamalarımızı incelediğimizde ne kadar gereksiz ve  müsrif şekilde alışveriş yaptığımız ürünleri görünce bu kalemleri azaltarak yaşam standardınızı hiç bozmadan da hedeflediğimiz seyahati gerçekleştirmek mümkün!

Sadece yurt dışı için de değil durum, 1 hafta sonu için ( yıllık izniniz yok diyelim) de uzak tarihlere ya da hemen plansız şekilde  bir hafta sonuna bir rota çizip hayatı daha anlamlı keyifli hale getirebilirsiniz.

Amaç gezmek, tozmak, eğlenmek, seyahat etmek, keşfetmek… Hayat bence bu şekil güzel!

Derinlerden Siperlere: ÇANAKKALE 1915!

Nihat Sırdar’ın radyoda bahsetmesiyle haberim olan “Derinlerden Siperlere: ÇANAKKALE 1915” İş Bankası Müzesi’ne eğitim için gittiğim İstanbul Ticaret Odası’ndan çok yakın olduğumu fark edince eğitim sonrası zaman ayırmak istedim. İyi ki de zaman ayırabilmişim! Eminönü’nden tramvaydan inince, İş Bankası Müzesi hemen Yeni Cami’nin arka kapısı tarafında yer alıyor.

İş bankası müzesiGirişte savaşın deniz ve kara kısmında hangi mevkiden hangi ülkenin saldırısı ve bizim savunmalarımızı gösteren 3 boyutlu ve bayraklarla işaretlenmiş bir harita yer alıyor.

Deniz Savaşı’ndan Kara Savaşı’na detaylarıyla anlatılan, yerli ve yabancı arşivlerden derlenen fotoğraf ve belgelerle zenginleştirilen sergide acı dolu tarihi hissediyorsunuz. Savaşın taraflarına ait askeri malzemeler ile özellikle asker anıları ve mektuplarından oluşan kısım içinizi acıtıyor, tüylerinizi diken diken ediyor.

Sergide her salonda, ekranlarda Çanakkale Savaşları ile ilgili belgeseller, görüntüler gösteriliyor. Her izlediğim saniye, gördüğüm her kare, yerli- yabancı okuduğum notlar, hepsi çok can acıtıcıydı… En çok da o mektuplar, annelerin evlatlarına, eşlerin kocalarına, savaştan ailesine dirayetli olması için destek olan askerler, ağlamamalarını tembihledikleri eşleri, çocukları, anneleri, babalarına yazılmış mektuplar… Sadece Türk askerlerinin değil, tüm milletlerden mektup ve anılarla karşılaşıyorsunuz…

Ücretsiz gezilebilen müzede hafta içi 14:00, 15:00 ve 16:00’da, hafta sonu 11:00, 12:00, 14:00, 15:00, 16:00 ve17:00’de ücretsiz rehberli turlar düzenleniyor. Müze, 15 Ağustos’a kadar açık İstanbul’un koşuşturmasında umarım vakit ayırıp gezebilirsiniz.

Bir zamanlar Karadeniz Gezisinden 2.Gün: Giresun, Of, Çaykara, Uzungöl Yaylası

Ve işte ikinci günde Giresun’la vedalaşıp fındık bahçeleri ve Karadeniz sahili eşliğinde Doğu Karadeniz’e doğru yol almaya başladık. Asıl merak ettiğimiz, görmek istediğimiz yer kuşkusuz, Doğu Karadeniz’di.  Uzungöl Yaylası hep merak ettiğim, internette fotoğrafını gördükçe bayıldığım hayran kaldığım hep görmek istediğim bir yerdi. Hakkında gitmeden önce okuduğum yorumlardan çok fazla turist istilasına uğradığı ve eski özelliğini kaybetmekte olduğuydu, o kartpostaldaki siluetin bozulmuş olmasından endişe ediyordum. Uzungöl’e yolculuk çok keyifliydi, işte şimdi yoğun yeşil bize eşlik ediyordu. Uzungöl’e vardığımızda öğle yemeği için mola verildi. Tur rehberinin ayarladığı mekan yerine biz Tripadvisor’dan gözümüze kestirdiğimiz yerde (adını şuan hatırlayamadım) İspir fasulye yemeyi tercih ettik.

Daha sonra Karagöl etrafında başlayan yağmur çisentileri eşliğinde yaptığımız yürüyü, telaşsız, yavaş yavaş, kimi zaman şemsiyemizle kimi zaman sadece yağmurluğumuzla, çok keyifliydi. Evet, o kartpostaldaki görüntü mevcuttu ama belli bölgelerde aşırı bina yoğunluğu mevcuttu. Alınan kararlarla oteller ahşap görünümlü yapılsa da doğanın katledildiği çok ortadaydı.Yöre sakinlerinin de anlattığına göre; son 1-2 yılda Suriyeli ve Arap turistlerin Uzungöl’ü keşfetmesiyle, istilaya uğramış, aylarca kalıyorlarmış. Tabi bu beklenmedik talep de yeni otel inşaatları demek oluyor. Ne kadar çok otel var derken, yenileri de yapılmaya devam ediyordu. Yeni yapılan otel odaları da Uzungöl’ün huzuruna yakışmayacak şekilde şatafatlı, kristal avizelerin bulunduğu, altın renginin esas olduğu odalardan oluşuyordu, değişen hedef kitleleriyle otellerin dizaynı da değişmiş. Çok üzüldüğümü belirtmeden geçemeyeceğim evet turist talebi halk için gelir kaynağı, bu çok açık bir şekilde görülüyor ama keşke binalar yapılırken biraz daha kontrollü ve doğaya uyuma dikkat edilseydi.

Uzungöl’ü de Karadeniz yollarını da bundan 10 yıl 20 yıl önce görenler gezenler ne kadar da şanslıymış…

Bir zamanlar Karadeniz Gezisinden 1.Gün: Samsun, Ordu, Giresun

Temmuz 2014’te Gençay Star firması aracılığıyla katıldığımız Karadeniz Turu, Samsun’dan başlıyordu. Çarşamba Havaalanı bizi esprili bir şekilde karşıladı. Uçaktan inip, içeri doğru yürürken bir uyarı sesiyle irkildik, operatör “Dikkat uçak geliyor, hızla boşaltın alanı” diye uyarıyordu. Kafamızı sol tarafa çevirdiğimizde inmiş olan bir uçak doğruca üstümüze geliyordu, şaşkınlığımızı bir kenara bırakıp, hızlı şekilde binaya giriş yaptık. Böylece sabahın 7’sinde uyku mahmurluğunu atmamız kolaylaştı.DSCN6352

Samsun’un simgesi Onur Anıtı

Bölge iklimini hiç bilmeyen bizler, pantolon, tişört, spor ayakkabı ve bir de yanımıza ceket alarak kalın giyindiğimizi uçaktan iner inmez anlamıştık, meğer şort ve askılı bluz giyip gitmeliymişiz. Henüz daha öğle vakti olmamasına rağmen boğuluyorduk. Mersin ve Antalya’da nem neyse Samsun’da da aynen öyle hatta daha da boğucu, hava resmen nem kokuyordu.

Samsun’da kahvaltımızı yaptıktan hemen sonra Bandırma Vapuru’nda soluğu aldık. Ülkemiz tarihi için çok önemli yere sahip olan Bandırma Vapuru bildiğiniz üzere Atatürk ve 18 silah arkadaşını 19 Mayıs 1919 tarihinde İstanbul’dan Samsun’a getirmiştir. Geminin orjinalinin hurdaya çevrildiğini biliyorsunuzdur, aslına uygun yeniden yapılmış, iyi ki de yapılmış.

Samsun’da bir de Rus pazarını gezdik ama bir daha gitsek uğrayacağımız bir yer değil. Bir zamanlar yabancılar pazarı olmasından dolayı Rusya’dan Türkiye’de olmayan çok farklı ürünler geliyormuş, popülerliği o günlere dayanıyor aslında. Şuan pek bir numarası yok, ama ufak tefek hediyelik almak ya da gelmişken göreyim derseniz uğrayabilirsiniz.

Araca atlayıp türkülere konu olan Fatsa üzerinden Perşembe sahillerini takip ederek yol almaya başladık. Henüz bu noktada, manzara hayranlık yaratacak derecede gelmedi bize, mavi ve yeşilin dansına alışık olduğumuz için sanırım. Güzeldi yanlış anlaşılma da olmasın ama beklentimiz çok daha yüksekti. Gerçi yolların genişletilmesi gibi çalışmalarla birçok yeşil katledilmiş, doğal haline oldukça zarar verilmiş zaten.

DSCN6383 DSCN6384Yason Burnu’na geldiğimizde salaş bir balıkçıya öğle yemeği için uğradık, lezzeti, sahibi ve manzara şahaneydi ismini hatırlamıyorum ama yediğim en lezzetli balıklardan biriydi, ikram ettiği kendine özgü fındık tatlısı da süperdi, tadına doyamamıştık. Yason Burnu’nda oturduğumuz balıkçının hemen karşısındaki Yason Kilise’sine gittik, yenileme çalışması başlamış olsa da çok fazla deforme olduğu belli oluyordu. Bir diğer ismi Aya Nikola olan Yason Kilisesi de ülkemizdeki birçok kilisede olduğu gibi yangına maruz kalmış ve oldukça zarar görmüş durumdaydı.

Rotamız bizi Ordu’ya ulaştırdı, teleferiğe binerek Boztepe’ye çıkıp şehre kuşbakışı göz atmak keyifliydi. Otelimiz Giresun’daydı ve yeniden yol almaya başladık. Yol üstünde Fiskobirlik’e fındık alışverişi için tabii ki uğradık. Daha önce hiç görmediğimiz minik fındıklardan almayı tercih ettik, internetten de sipariş verilebiliyormuş, o yüzden atıştırmalıklar haricinde başka bir şey alma gereği duymadık, açıkçası arabamızla gezmiyorsak hamallık yapmayı pek sevmiyoruz.

Böylece ilk gün fındıklı çikotoplar eşliğinde sona erdi.

Bozcaada – Bir Romantik Ada

2013 Aralık ayında havanın serin olduğu bir Cumartesi sabahı Dikili’den sabah erken saatlerde yola çıktık. Bir gün önce iş çıkışı yazlığa gelince ertesi gün için kendimize kolaylık yapmış olduk. İzmir – Çanakkale yolunu takip ettiğimiz güzergâhımızda Geyikli’ye feribota binmek için ulaştığımızda ilk defa gittiğimiz Bozcaada’ya araçla giriş yaptık ama tekrar gitsek aracımızı park edip yaya olarak giriş yapmayı tercih edebiliriz. Geyikli’de vapuru beklerken öğle yemeğimizi yeriz diye düşünmüştük ama uygun bir yer bulamadık. İnsan trafiğinin yoğun olduğu, bu sakin sahil kasabası Eyvah Eyvah filminin de çekilmiş olmasına rağmen pek dikkatleri üzerine çekememiş, belki de tercih etmemiştir. Geyikli’de Eyvah Eyvah filmi ardından Ata Demirer parkı yapılmış. Bir de Vapur beklenen yerdeki çay bahçesinden başka bir yer göremedik.

Şansımıza güneşli bir kış gününde feribotta denizi seyrederek yolculuk yapabildik, hatta birkaç yunusu da yüzerken görünce evet dedik, bu hafta sonu harika olacak.

Bozcaada’ya yaklaştıkça kale de ada da çok güzel görünüyordu. Adaya ulaşıp feribottan inince kalacağımız Latife Hanım Konağı’nı bulmamız hiç zor olmadı, limana da yürüyüş mesafesindeydi. Otel çok güzeldi odalar, kullanılan objelerin, örtülerin mistik bir havası vardı. Eşyalarımızı bırakıp hemen soluğu çınar ağacının yakınındaki ev yemekleri yapan yerde aldık, ismini hatırlamıyorum ama kendisini hemen gösteriyor, emin olabilirsiniz. Karnımız doyunca kendimizi ada sokaklarına, sahile vurduk. Ardından gün batımını yakalamak için adanın diğer tarafına rüzgâr güllerinin olduğu kısma doğru yol almaya başladık. Üzüm bağları içinde keşke bizim olsa dediğimiz muhteşem güzellikteki bağ evleri arasında yol aldık. Kış yağmurları ardından kötüleşen yollara aldırmadan devam ettik ve muhteşem gün batımını biz de yakaladık.

Akşam için kış sezonu olması nedeniyle çok seçenek yoktu ve biz de hoşumuza giden bir mekana oturup, rakı balık keyfi yaptık. Balıklar lezzetli, keyiflerin şahane olduğu akşamda, herkes kısa sürede birbiriyle arkadaş oluyor, muhabbet etmeye başlıyordu, sonuçta aynı feribotla geldik, tanışıyorduk!

Sabah ise güne otelde muhteşem bir kahvaltıyla başladık, her şeyin reçeli vardı. Hepsinden tatmaya çalışırken, neyin reçeli olmaz ki diye düşünmeye başlamıştık.   Son çaylar yudumlanırken, otelden de adadan da ayrılma vaktimiz yaklaşıyordu. Ben adada mahsur kalırız diye ümit ederken, dakikalar hızla akıyordu.

Bozcaadalı Veli Dede’den sakızlı bademli kurabiye satın alınmadan, Çınar ağacı altında son kahveler yudumlamadan gidilemezdi. Biz de son kahveyi yudumlayıp, tekrar gelmek üzere kendimize söz verip adayı arkamızda bıraktık.

Not: Adayı çok sevdiğimden midir bilinmez ama Bi Küçük Eylül Meselesi filmini de çok beğendim. İyi ki Bozcaada’ya gitmişiz! Yine gidelim!

Sucuk-Ekmek-Karagöl

Uzun zamandır plan yapma ve bir araya gelme çalışmalarımız sonuç verdi. Pazar günü Karagöl’de sucuk – ekmek aktivitesi organize ettik. Karagöl, İzmir’in içinde olmasına rağmen yol durumundan dolayı çok tercih edilmeyen, birçok kişinin de bilmediği muhteşem güzellikte bir yer. Bence gözünüzü korkutmasın Bornova’dan çevre yolunu kullanıp, Yamanlar’ın yukarısına doğru yol alarak 45-50 dakikada Karagöl’e ulaşabiliyorsunuz, yol dar olsa da 2 yıl önceki haliyle kıyaslayınca gayet iyi durumda. Çiçekliköy tarafından daha kısa bir yol varmış, fakat hiç denemediğimiz için o yol için yorum yapamıyoruz.

Yukarı doğru tırmandıkça resmen mevsim geçişi yaşadık, neyse ki tedarikliydik, atkımız, beremiz, eldivenimiz yanımızdaydı ama yetmedi 🙂 Herkese yetecek kadar piknik masası ve mangal mevcut olduğundan, birçok piknik yerine kıyasla keyfimiz yerindeydi. Tabi rüzgâr ve ıslak odun parçaları ateşimizin yanmasına engel olsa da azmettik, yaktık ve karnımızı doyurmayı başardık ( biz kızlar ateş yakma işine pek karışmadık ama neyse 🙂 )

karagölKış mevsiminin ortasında olmamıza rağmen, sonbaharın simgesi sarı yapraklar her yerdeydi. Karagöl’e giderseniz yanınıza mutlaka fotoğraf makinası almalısınız, cep telefonu yeter diye düşünmeyin bence. Bizim grupta da Asude ve Başak fotoğraf makinası getirmişti, bol bol fotoğraf çektiğimiz, çekildiğimiz Karagöl’de küçük bir yürüyüş yapmak çok keyifli oldu. Hafta sonu birçok grup kamp da yapmış fakat bize günübirlik soğuk havayı ciğerlerimize çekmek yetti. Sıcak sever bizler, gecesini hayal bile edemedik. Ama dağcılıkla ilgileniyor ve maceraperestseniz kamp alanı, tuvaleti, restoranı ve muhteşem manzarası olan bu cennet size lüks bile gelecektir.

Karagöl’de bir de dağ evi var, tabelalara göre kendisi bir Kır Gazinosu. İçinde şöminesi olan çay içmek, ısınmak ya da yemek için uğramak isteyebileceğiniz güzel bir yer. Soğuk içimize işlemişken şömine karşısında ayaklarımızı uzatıp, çaylarımızı yudumlama keyfi paha biçilemezdi. Isınanın masasına geçtiği parayla değil sırayla mantığıyla, şömine önü sandalyeler hiç boş kalmadan sirkülasyon içinde yeni gelenlere yer açma halinde.

tantalosBurayı kim keşfetmiş, bu göl burda nasıl oluşmuş ki muhabbetlerimizin sonunda Karagöl’ün de birden fazla efsanevi hikâyesi olduğunu öğrendik. Mitolojiye göre Tantalos, Baştanrı Zeus ile Pluton’un çocuğuydu. Rivayete göre bizim İzmirli Tantalos Olimpos Tanrılarının hışmına uğruyor. Anadolu Tanrıçası Kibele’ye inanan, Helen Tanrılarını da küçük gören ve kudretlerini sınayan Tantalos’u Zeus, yer altında ebedi açlık ve susuzluğa mahkûm etmiş.  Bu ceza “ Tantalos İşkencesi” olarak dilden dile yayılmış ve yine mitolojiye göre Tantalos, Spilos Dağı’nın bir yarığından atılarak Hades’e gönderilmiş. İşte bu yarık göl halini alınca “Tantalos Gölü” , yani Karagöl oluşmuş.

İyi ki de oluşmuş olan Karagöl’ü ziyaret ediniz, oksijeninden doğasından faydalanınız 🙂