Şehrin Bahçelerinde Bugün! Münih – English Garden

English Garden - China Tower

English Garden – China Tower

Münih denilince akla İngiliz Bahçesi geliyor, şöyle ki turistler için de Münihliler için de kendisi cennetten bir köşe, bir yaşam alanı… Adının “Englische Garden” olma nedeni de o yıllarda İngiltere’nin popüler kırsal bahçe stilinde olması…

Bu bahçede çimlerde yatabilir, kitap okuyabilir, top oynayabilir, maç yapabilir, SÖRF yapabilir (çok şaşırmıştım), bisiklet sürebilir, ata binebilirsiniz. Hatta çıplaklar kampına doğru da yol alabilirsiniz…
 Vallahi şehrin göbeğinde, yürüyüş mesafesinde, akıl edememişler bi rezidans yapmayı, öyle merkezi bir konum!
Çin Kulesi etrafında, Beer Garden’da da soluklanabilir, biraya doyabilir. Konser etkinliklerine dahil olabilirsiniz! Kocaman bir kalabalığın rahatça vakit geçirebileceği Beer Garden’larla dolu 🙂 Herkes mutlu, keyifli, içiyor 🙂
Parkı gezerken gezerken göreceksiniz o kadar geniş bir alan ki her bir köşesinde farklı bir eğlence var. Biz Mayıs sonunda gitmiştik, hava muhteşemdi! Eğer gündüz gidecekseniz mutlaka güneş kreminizi sürün ihmal etmeyin 🙂
Biz English Garden ‘a akşamüstü gidip, hava epey karardıktan sonra döndük. Güvenlik ile ilgili hiç bir sorun hissetmiyorsunuz, ay şort giymişsiniz diye güvenlik görevlileri de sizi parktan kovmuyor!
Gidin görün mutlaka, keyifle gezi, dolaşın, dinlenin, atıştırın, için, eğlenin! Doyasıya…

 

Bir Ada İstilası – Midilli

Seyahat etmeyi sevenler bilir Shengen vizesi bitmeden değerlendirmek için programlar sıkıştırılır… Bu yıl yine -malesef- 90 gün çıkan vizemiz bayramdan sonra bitecekti. Bayramda bir yerlere gitmeyi aklımızın ucundan dahi geçirmediğimiz için öncesi hafta sonunu değerlendirelim dedik ve kendimizi hangi adaya gitsek acaba derken bulduk.

Hafta sonuna 2 gün kalmıştı ki ne biletlerimiz vardı ne kalacak yer ne de araç kiralamıştık. Gitmeye karar verdiğimiz ada, Midilli  oldu. Turyol üzerinden online bilet aldık ki 5€ kişi başı save ettik, sizde internetten almak isterseniz buyrun 🙂 Hemen cumartesi sabah gidiş, pazar akşam dönüş biletlerimizi aldık. Molivos’ta konaklamak istiyorduk, şanslıydık ki yer de bulduk 🙂 Fakat araç kiralama problemi ile karşı karşıya kaldık, internetten baktık ne görelim 150€ civarı araç kiralama ücretleri! Neyse inince limandaki yerlere sorar hallederiz dedik, alternatif olarak da Molivos’a otobüs saatlerine baktık. O pek saatler olamadı, çünkü sadece 13:15’te var. Bu bilgi de pek internette yok genelde Midilli’de araç kiralamak çok daha rahat olduğu için anlaşılan kimse otobüse ihtiyaç duymuyor.

Molivos Liman

Meğer hafta sonu Midilli’de  Midilli – KSK dostluk maçı varmış. Biz de tekneye binince afişi gördük. Öncesinde de inanamadığımız bir kuyruk vardı, durum anlaşıldı. Turyol’dan internetten aldığımız biletlerimizi, basılı halini alıp gümrük sırasına yöneldik. (Benden size tavsiye, biriniz Turyol ‘a diğeriniz gümrük sırasına giderseniz daha iyi olur. ) Kapıdan alım 08:00’de başladı. Türkiye’den bizim girişimiz sıkıntılı olmadı fakat arkamızdaki kuyruğun ucu bucağı görünmüyordu. Kuyruk sona ermeden de tekneler kalkmadığı için Ayvalık’tan çıkışımız uzun sürdü, haliyle Midilli’ye varışımız da 1 saat rötarlı oldu. Ama asıl olay burada başladı! Bir anda insanlar ( yaşlılar dahil) koşmaya başladı! ama nasıl bir koşmak o an bakakaldığımız için ne fotoğraf çekebildik ne de video! Görülmeliydi, işte gerçek bir ada istilası yaşanıyordu. Hınçla, azimle, ellerinde koca koca valizlerle koşuyorlardı. Yunanlı abimizin bir türlü sıraya sokamadığı Ayvalık yolcularına ve epey güneş altında bekledikten sonra sıra bize gelebildi. Limandaki araç kiralama şirketlerinden birinde şansımızı denedik fakat aldığımız saatte teslim edebilceğimizi söyledikleri için kabul edemedik. Malasef saat 12:45 olduğu için daha fazla arama şansımız olmadı. Elimizdeki son alternatifi kaçırmamalıydık. ve o 1990 lü yıllardan kalma otobüse yetişmeyi başardık. Midilli – Molivos kişi başı 7,5 €,  meğer koltuk numaralıymış bu otobüsler çok şaşırdık! Molivos’ a doğru kıvrımlı, kimi zaman çam ağaçlı kimi zaman zeytin ağaçlı manzara eşliğinde Molivos’a doğru yol aldık.

Molivosa vardığımızda son durak 45€ ya Booking’den rezervasyon yaptığımız  Adonis Hotel‘ e çok yakın olduğu için mutlu olduk. Hemen eşyalarımızı bırakıp üstümüzü değiştirip, birşeyler yemeye çıktık. Ada istilası anını aklımızdan silmeye çalışarak…

O Yaz Bana Gelecek!

Güneş yüzünü gösterse de kara kış olsa da imrendiğim özlediğim hayatın deniz – kum – güneşten ibaret olduğunu belirtmeme gerek yok heralde! İlkbahar, yaz , sonbaharın ilk zamanları benim günlerim…

Sabah uyanayım iyot kokusuyla yürüyüşümü yapayım, denize gireyim eve geleyim güzel bir kahvaltı yapayım ve kendimi bir hamağa bırakayım, şöyle hafif keyifli bir müzik de olur dalga sesi de, ardından elimde kitap ile uykuya dalayım.

Günde 3-4 saat emek verdiğim hem de kendimi teslim ettiğim bir işim, eğlenceliğim, hobim…

Sevdiklerim, sevdiğim gülmeye doyamadığım arkadaşlarım olsa yanımda hayat yaşamak için daha anlamlı olacaktır.

Sabah – akşam tıkılmış ofislerde ki insan mızmızlanmalarını, çirkin kadın – erkek hırslarını ve gözünüzün içine baka baka yalan söylenmesine gerek kalmayan daha huzurlu bir hayat…

yaşasın gamsız hayat !

yaşasın mutlu huzurlu tatlış insanlar cumhuriyeti!

Pamuk İpliği

hayat hassas bir terazide akıp giderken tüm dengeleri, görmekte bile zorlandığım o pamuk ipliğinin alt üst ettiğini fark etmek hem hayret verici hem de sarsıcı… Hele ki pamuk ipliklerinin güçlü uzun bir zincir yaptığını düşünürsek, bir yerden kopan pamuk ipliğinin dağıttığı halkalar bir daha iyileşir mi, iyileşse de eskisi gibi olabilir mi?

dünya tek bir yöne dönerken, güneş her gecenin ardından aydınlatmaya devam ederken, güneş kimi gözleri aydınlatamaz olmuşken hala eskisi gibi aydınlatabilir mi, ısıtabilir mi ?

Isıtmalı,

Aydınlatmalı,

Ayakta kalmalı,

Güçlü olmalı

 

2016 Yağmur Takvimi = Bizim Evin Cam Silme Takvimi

Cam silmeyi sevenlerin buluşma kulübü Merhaba! Tabi ki yok öyle bir şey, biliyorum!

Cam silinir, yağmur yağar, net! Murphy yasası bilmem kaçıncı madde olur kendisi… Silenin siz olması önemli değil, o evde o cam silindiyse yağmur yağar. Şu yağmur duasına çıkıp da yağdıramayan abiler, alsalar ellerine bir bez başlasalar camları ovmaya görecekler akşama en geç hemen ertesi güne yağacak o yağmur. Ha hazır ele bezi almışken peşini bırakmayıp şöyle bir yerleri de silerlerse fena olmaz yani ablalar bir gün de olsa mutlu olur,  yağmurun camı kirletmesi falan umurlarında olmaz.

2016 yılı İzmir yağış takvimi eşittir bizim evin camların silinmesi, henüz boş geçmedik. Nasıl şans anlamadım, ha İzmir’in yağış haritası bizim evin cam silinmesine göre şekilleniyorsa napalım sileriz deriz de sanmam yani o kadar belirleyici, faydalı olabilecek bi şansa sahip olalım.ArifEfendi

Yağmur duası denir denmez de aklıma Kemal Sunal’ın 3 Kağıtçı filmindeki Arif Efendi geliyor , elimde değil 🙂

Cycling 365 – Avrupa Bisiklet Yarışması

Cycling365Evet Türkiye’de bu yarışa İzmir ve Ankara ile katılıyor. Adı yarış olsa da burada amaç, günlük hayatta bisiklet kullanımın yaygınlaştırılması! 1 Mayıs’ta başlayan bu “Challenge – Meydan Okuma” , 31 Mayıs’a kadar devam edecek.

Temiz bir çevre, karbondioksit salımının azalması ve sağlıklı bir şehirde yaşayabilmek için, European Cycling Challenge bisikletin ulaşım aracı olarak kullanılması, yaygınlaştırılması ve herkes tarafından kabul edilmesini hedefliyor. Bence en önemlisi de trafikte bisikletçilerin kabul görmesi! Sitesinde ve uygulamasından ( app store / google play’den indirebilirsiniz ) kayıt yaparak ücretsiz olarak siz de yarışa dahil olabilirsiniz. Kaç km yol gittiğinizi, ne kadar karbondioksit salımına engel olduğunuzu ve kullandığınız yol haritanızı görebilirsiniz. Akıllı telefonla uygulama aracılığıyla otomatik olarak seyahat datalarınızı kaydedebilirsiniz, akıllı telefonunuz yoksa da sitesinde manual olarak giriş yapabileceğiniz bir alan var.

Gerçi ülkemizde yarış adını duyunca gaza gelip hemen hile hurda peşinde koşmak isteyen tipler de yok değil… Mesela otobüse / arabaya bisikleti atıp, şehir turu yapmayın !  Çıkacak istatistiksel sonucu bozmayın lütfen! Buna göre şehirlerde bisiklet kullanımının yoğunluğuna / rotalarına göre bisiklet yolları yapılacak belki de, yanıltmayın!

Şu özendiğimiz Hollanda, İsveç ve tabii ki güzide ilçemiz Ula’da olduğu gibi bisiklet kullanıcıları sayısının bol olduğu şehirlerle dolsun ülkemiz!

Not: Ula, Muğla’nın küçük ama sevimli ilçesidir, ilçedeki neredeyse herkes bisiklet kullanmaktadır. İdari kesimde de aynı durum geçerlidir, kaymakamlık, belediye binası, okul önlerinde sıra sıra arabalar değil  bisiklet görebilirsiniz. Ben en iyisi bir ara da bir Ula yazısı yazayım.

Herkesin Hayatına Kimse Karışamaz!

hhkkHerkesin hayatına kimse karışamaz kısaca HHKK ! Bunu söyleyen abimizi hatırlarsınız değil mi? Yok hatırlayamadım derseniz hemen  yandaki fotoğrafa bakınız, oldu değil mi canlandı:)

Sevgili abimizin kafası çok karışıktı ama bence tam bir ülke durum özetiydi kendisi. Konu başörtüsü gibiydi ama her konuda bence ülkece böyleyiz. Değişik kombinasyonları düşünebiliriz. Özellikle ikili hatta üçlü ilişkiler kapsamında

Aşk Üçgeni: Olay 120 dk.’lık dizilerde geçiyorsa yeğen amcasının karısıyla bile takılabilir. Hatta kaçamak yapmaları, birlikte kaçabilmeleri için tüm teyzeler dayılar toplaşıp dua edip ve bir adım daha ileri gidip amca karakteri ayıplanabilir. Sonuçta herkesin hayatına kimse karışamaz ! Yaşasın HHKK !

Ama gel gör ki olay komşunun başına geldiyse, sonuçta karakterler bu kadar yakışıklı, güzel ve zengin değil, kadın o..u, adam boynuzlu ve genç delikanlı “tüüüü” nidalarıyla yuhlanır, yazıklar olsunla sonlanır.

Evlilik Hayatı: Erkek gözüyle itirazlar, aman her şeyime karışıyor, bi erkek erkeğe dışarı çıkacam burnumdan geldi üleyn, halı sahaya gidemiyorum yahu böyle hayat olur mu sonuçta herkesin hayatına kimse karışamaz !  Tamam güzel abim bir gün sen çık tabi, bir gün eşin de çıksın nefes alsın, toplansın arkadaşlarıyla konsere gitsin, bir kahve içsin kendine gelsin. Hooop orada duracaksın, akşam vaktinde ne işi var sokakta! E noldu hani HHKK idi (uzun uzun yazdırmayın anladınız siz onu).

Romantik Aşklar: Ay bak bilmem ne dizisinde aşıklar kavuşamadılar birbirine, yazık değil mi bunlar genç, öpüşecekler de gezecekler de tozacaklar da… Babasına bak nasıl mendebur, hele annesi yok mu annesi ne şeytan kılıklı o… Büyümüş kaç yaşına gelmiş ne karışıyorlar çocuklara bu kadar HHKK sonuçta ! Bu yorumlardan gaza gelen kızçemiz, annem ne kadar modernmiş de ben kadının hakkını yemişim diye düşünür ve lap diye “anne yarın sevgilimle sinemaya gideceğim, öncesinde sizle de tanıştırmak istiyorum” der. Anne tabi feryat, figan baban duymasın, yok seni kandırırlar, aman komşular duyar görürse rezil oluruz diye başlar, kimlerdenmiş ne zaman istemeye geliyorlarmış ile son bulur. e noldu hani gençti bunlar, ne karışıyorlardı, işte buraya kadar.

Ülkecek ikilemde miyiz, ikiyüzlülükte miyiz bilemedim ama bir değişik olduk orası kesin!

İkiyüzlüyüz vesselam…

31Bir şehrin mutlu ve huzurlu olduğunu sokakta gezen insanlardan anlarım ben. Gülüyorsa insanlar, rahatça gezebiliyorlarsa sokaklarda, o şehirde hayat mutludur, keyiflidir. Tek başlarına, çocuklarıyla, sevgilileriyle, hayvanlarıyla mutlu mesut sokaktalarsa, o şehirde yaşam vardır, yaşam…  Hele o şehirde birbirlerine sarılan, öpüşen çiftler varsa zarar gelmez o şehirden, o şehrin insanlarından…

Ülkemizin çoğu şehrinde ve kasabasında bırakın sevgilileri, evli çiftler bile rahat rahat öpemez birbirini, ne öpmesi ya el ele gezemez, gezmez. Ayıptır çünkü … Ayıp ne demekse, kim karar veriyorsa sevginin ayıp olduğuna ayıp işte!

Ama çocuklara tecavüz edilir, eğitim kurumu kisvesi altında ne yaptıkları belli olmayan yerlerde… Çocuklara taciz, tecavüz edilir kız erkek ayırt etmeden, “çocuk esirgeme kurumlarında”, muhtaçlıklarından, kimsesizliklerinden faydalanılır. Din adamıyım diye, meydanı boş bulur, atar tutarlar. Şu günahtır, bu günahtır ama el kadar bebelere tecavüz etmekten sakınmazlar. Gerek de görmezler, çünkü davaları da “GİZLİ” görülür, “YAYIN YASAĞI” vardır. Kimse bilmez, kimse görmez, aslında herkes görür bilir de kimse konuşmaz, sesini çıkarmaz AYIPTIR.

Ulan nedir bu AYIP, nedir ? Benim “ulan” demem tüm bu pislik olaylardan daha ayıptır kimine göre… Bu ikiyüzlülük değil de nedir peki ? Ha söylemeyi unuttum tüm bu olanlar da mağdur olan suçludur. Çocuksa kanı bozuktur, onda zaten bir gariplik vardır, ailesi sahip çıkmamıştır. Kadınsa, e tabi kuyruk sallamıştır, başka ne olacak! Kısa giymiştir, dekoltesi vardır, gece sokaktadır, tekin olmayan bir sokaktadır, güzeldir belki de sadece suçtur çünkü güzel olması, ya da sadece pisliğin tekine denk gelmiş insandır sadece… Güzel ülkem, gitgide çirkinleşen canım ülkemde ikiyüzlüyüz vesselam…

8 Mart 1857… 8 Mart 1921 … 8 Mart 1975 … 8 Mart 1980 … 8 Mart 1984… 8 Mart 2016 …

Bildiğiniz gibi Amerika’daki 40.000 dokuma işçisinin daha iyi çalışma koşulları isteyerek çalıştıkları tekstil fabrikasında greve gitmesiyle tüm hikaye başladı. Polis, işçilere saldırdı (neden anlayamıyorum), işçiler fabrikaya kilitlendi ve ardından çıkan yangından kaçamadıkları için 129 kadın işçi can verdi. Çalışma koşullarının kötü olması ve daha iyi şartlarda çalışmak istemeleri suç mudur bence değildir ama o gün 129 kadın bedel ödedi. Daha sonraları  yaklaşık 50 yıl sonra Danimarka’daki konferanstaki öneri, oy birliğiyle kabul edildi, 8 Mart International Women’s Day – Dünya Kadınlar Günü olarak kutlanacaktı artık.

Türkiye’de kutlanışı tabii ki çok yıllar sonra malum bu topraklar kadınlar o yıllarda kendi tarlası ve evi dışında çalışmıyorlardı. Konudan da çok da haberi olan olduğunu sanmıyorum. 1921 yılında, olaydan yaklaşık 65 yıl sonra, Türkiye’de Emekçi Kadınlar Günü olarak kutlanmaya başladı. 1975 yılında Dünya’da da Türkiye’de de daha coşkuyla kutlanmaya başladı. “Türkiye 1975 Kadın Yılı” kongresi yapıldı. Yüzlerce insan artık sokaklarda da kadın haklarından bahsediyordu.

Ardından 1980 darbesi ile neden olduğunu çok kavrayamadığım bir şekilde 4 yıl boyunca 8 Mart Kadınlar Günü kutlanmadı, ya da kutlanamadı, bilmiyorum. 1984 yılından itibaren yeniden her yıl çeşitli kadın örgütleri tarafından “Dünya Emekçi Kadınlar Günü” kutlanmaya başladı.

Kutlanmaya da devam ediyor… ama bazı yasaklar var 8 Mart 2016’da neden bilmiyorum, pankart açmak, yürüyüş yapmak, sorunları hep birlikte dile getirmek neden yasak , anlamıyorum.

Her yıl meydana gelen ve artarak devam eden kadın ölümleri, kadın tacizleri, kadın tecavüzleri ve dahası daha çok bunları engellemek için ne yapılabilir, farkındalık nasıl arttırılabilir diye kafa yormak varken, neden 8 Mart 2016 ‘da daha çok yasaklar konuşuluyor, yine kadınlara uygulanan yasaklara… Yılda en azından 1 gün dinleyebilmek bu kadar zor olmamalı, anlayamıyorum.

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü ‘müz kutlu olsun !