Bazen Görsel İyileştirme Tüm Algıları Değiştirebilir!

Görünmeyen süper kahramanlara dikkat çekiyor Mundano! Brazilya’da “katadorlar” tarafından toplanan çöp ve atıklar, geri dönüşümde kullanılmak üzere çok uygun rakamlara satılıyor. Mundano da Dünya için muhteşem bir iş yapan ama takdir edilmeyen, görülmeyen bu kişilerin daha fazla öne çıkması ve onların standardını yükseltmek adına gönüllülük esaslı bir “Carroçamı Pazarla” (Pimp My Carroça) isimli hareket yaratıyor. Bu hareket Brezilya ile de sınırlı kalmıyor hatta Türkiye’ye de uzanıyor.  Doktorlar, dişçiler, pediyatristler, saç stilistleri, masaj terapistleri, bakım ve sağlık hizmetleri ile destekleniyorlar. Ayrıca, emniyet yelekleri, eldivenler, yağmurluklar veriliyor. Carroçaları yenileniyor, grafiti çiziliyor veya boyanıyor. Güvenlikleri için yansıtıcı bantlar, kornalar ve aynalar alınıyor. 

carroçaİşe gitmek için 07:00’de evden çıktığımda, çöpten kağıt ve plastikleri toplayan kişilere rastlayınca tedirgin olurdum. Yaz ayları problem değildi fakat özellikle kış aylarında, malum biraz daha karanlık ve tenha olan sokaklarda adımlarımı hızlandırdığım da doğrudur. Peki şu fotoğrafa bakacak olursak alttaki fotoğraftaki kişiden korkar mıydım!? Kesinlikle hayır !

Peki yaptıkları işe bakınca hak ettikleri olması gereken resim hangisi, tabii ki alttaki!

Peki her şey kamu kurumlarından mı beklenmeli, hayır!

Herkes el ele verirse neden Türkiye’de de çöpten atık toplayan emekçilerin yaşam standardıyla beraber bizim onlara olan yargımız değişmesin. Bence mümkün!

 

O torun, Ted Talks’ta 2014’te konuşmuş meğer!

Dün “Torundan Alzheimer Dedeye Çorap!” başlıklı bir yazı yazmıştım.Haberi hafta sonu okumuş ve çok etkilenmiştim. Yazımı yazdıktan sonra bu buluş hakkında arkadaşlarla konuşunca Kenneth Shinozuka’yı internette arattık, hem farklı buluşları var mı diye merak ettik çünkü 16 yaşında Alzheimer’lı büyükbabası için çipli çorap üretiyorsa daha öncesinde de farklı cin fikirleri olabilirdi. Bir yandan da daha önce bu tarz bir çorap nasıl yapılmaz, mevcut ürünlerle gerçekten farkı ne diye de merak ettik çünkü BLE günümüzde çok yaygın şekilde farklı alanlarda da kullanılıyor. Çocuk güvenliği gibi durumlarda kullanılan bir teknoloji yaşlılar için nasıl düşünülmez diye tartışmaya başladık.

Ve bu merak ardından kendimi google’da Kenneth Shinozuka’yı ve “Alzheimer dede için çipli çorap” ararken buldum 🙂 ve bilin bakalım karşıma hangi site çıktı : TedTalks! Tabii hemen Kenneth Shinozuka’nın Ted Talks 2014 konuşmasını izlemeye başladım. 2 yıl öncesinde böyle bir  çalışmaya başlama sebebini ve neler yaptığını anlatıyor.  

Kısa sürede ortaya çıktı ki eski bir olayı yeni bir haber gibi paylaşan haber sitelerine ben de gafil avlanmıştım. Haberi okuyunca bile çok hoşuma gitmişti, etkilenmiştim… Şimdi Kenneth Shinozuka’yı izleyince zekasını ve çalışmalarını, etrafındaki yaşlılar ve bakıma muhtaç kişiler için kullanan duyarlı biriyle tanışmış oldum. Yaptığı çorap, geceleri evden kaçan alzheimer hastaları için ve onlara bakanlar için bir umut, büyük kolaylık…

Ürünü ilk olarak 1 yıl boyunca dedesi üzerinde denemiş ve %100 başarı elde etmiş. Büyükbabası ne zaman gece yatağından kalksa ayaklandığı anda üretilen alarm dedesine bakan halasını telefon aracılığıyla uyarmış. Hem dedesi kaçamamış, hem de ona bakanlara da büyük kolaylık sağlamış, muhteşem!

Hatta çalışmalarında öyle aşama kaydetmiş ki, yaşlı bakım evlerinden geri dönüşler almaya başlamış. Sürekli çorapla yatmaktan mutsuz olan kişileri dikkate alıp farklı bir çözüm için neler yapabileceği ile ilgili çalıştığını anlatıyor. Belki de şuan bir çözüm geliştirmiştir bile…

 Bir kez daha anladım ki… Basit buluşlar hayatı kolaylaştırır!

 

Torundan Alzheimer Dedeye Çorap!

Hafta sonu okuduğum bu haber çok hoşuma gitti!

Kenneth Shinozukas 16 yaşında ve evden sık sık kaçan bir dedesi var. Tabii ki dedesi şaka olsun diye kaçmıyor, sebebi Alzheimer hastalığı.
Hatırlıyorum ben küçükken babamın amcası da son yıllarında Satır içi resim 2sık sık ortalıktan kaybolurdu. O yıllarda cep telefonu da olmadığı için çocuklarının bulması epey zaman alıyordu. Diğer köylere de gidip kendini Tanrı misafiri olarak gittiği evlere kabul ettirdiği için ulaşmaları zaman alıyor ve ciddi anlamda endişelendikleri zaman oluyordu.

Kenneth Shinozukas da büyükbabasının evden kaçma sorununa çözüm bulmak ve onaSatır içi resim 1 bakanların işerini kolaylaştırmak için çipli çoraplar tasarlıyor. Çipler çorabın tabanında yer alıyor ve cep telefonuna blootooth aracılığıyla sinyal gönderiyor. Böylece evden çıkmadan bile yakalanıyor. Bu basit ama işe yarayan faydalı ürün California’da 13 bakımevi tarafından da kullanılmaya başlamış.
Faydalı olan bir şeyler üretmek budur dedim. Karşımıza çıkar sorunlar kimi zaman bizi yaratıcı çözümler bulmaya zorlayabiliyor. Hayatta karşılaştığınız sorunlara böylesine işe yarar çözümler bulmanız dileğiyle!

Hayvanlar Alemini Dile Getiren Fotoğraflar

Frans Lanting bir doğa fotoğrafçısı, internetten biraz araştırınca kendisini National Geographic’te uzun zamandır çalıştığını gördüm. Konuşmasında da çektiği muhteşem fotoğraflar aracılığıyla bizi hayvanlar aleminde bir seyahate götürüyor. Kısacık konuşmasında sizi alıp uzaklara götürüyor, farklılıklarımızın derinliklerinde aslında aynı olduğumuzu çok etkileyici bir dille anlatıyor.

Evet hayvanlar da aynı insanlar da aynı … peki neden bu kadar ötekileştirme var… Bunu hep merak ederim!

 

İşe yaramaz diyetler!

Bu videoyu görür görmez izlemek istedim. Çevremde o kadar çok “her yıl” diyet yapan insan var ki. Genelde güneşin yüzünü göstermeye başladığı mart ayında başlayan türden… Ben doğru olmadığını,sağlıksız bulduğu söyledikçe tepki alırım, sen zaten zayıfsın, ihtiyacın yok diye evet benim diyete ihtiyacım olmayabilir ama görüyorum girilen döngüyü. Hatta bir zamanlar “patates diyeti” uygulayanlar bile olmuştu çevremde… Çok enteresan değil mi !?
Diyetlerin işe yaramadığını ve neden yaramadığını anlatan Sandra Aamodt, yıllarca hatta 30 yıl boyunca diyet uygulayıp başarısızlığa uğramış bir nörolog. Diyete 13 yaşında başlamış ve söylediğine göre de Amerika’da 10 yaşındaki kızların %80’i diyet yapıyormuş, çok korkutucu bir oran değil mi? Türkiye’de bu oran ne seviyelerde bilmiyorum ama 10 yaşında minicik kız çocuğunun diyete başlamak zorunda hissetmesi çok acı.
Diyet yapanlarda benim gördüğüm kendilerine katı kurallarla yasaklar koyup, bir gün önce çılgınlar gibi yedikleri yiyecekleri kendileri için yasaklar listesine sokmak!
Sandra Aamodt da olayın aslında bilinçli yemek yemek olduğunu vurguluyor. Aç hissettikçe yemek, kesinlikle aç kalmamak fakat tıka bas yemek yerine açlık hissi geçene kadar yemek yemeyi öneriyor.
Tabii bu söylediklerim, uzun yılların alışkanlıkları bir gecede değişmeyeceği için bu alışkanlıkları kazanmak bir süreç gerektiriyor. Sandra Aamodt da 1 yıl emek vermiş ama 30 yılı düşününce 1 yıl değişim için iyi bir rakam, diyet yapmadığı o yılda da 4,5 kilo vermiş!
ve söylediği gibi eğer diyetler işe yarasaydı herkes incecik olurdu! İşin sırrı diyet değil, biliçli yemek!
Keyifli, diyetsiz, sağlıklı günler sizle olsun!

Garip mi yoksa sadece farklı mı?

İnsanların kendi yaşadıkları coğrafyada ya da arkadaş aile ortamında kabullenişleri vardır. Bunların dışında herhangi bir cümle duymak şaşırtıcı hatta bazen absürt olarak karşılanır.
Derek Sivers’da bu konuyu çok güzel örneklerle ele alıyor. Örneğin Japonya’da ve Amerika’da adreslendirme sisteminin farklılığı, Amerika’da bizim alıştığımız şekilde caddeler isimlendirilirken Japon’yada blokların isimlendirdiğini her iki milletinde bu durumu şaşkınlıkla karşıladığından bahsediyor. İkisi de belli bir mantıkta iken saçma dememiz ne kadar doğru!
Hatta daha da can alıcı bir örnek vardı ki , o da Çin’de doktorların insanları sağlıklı oldukça para kazanması hastalandıkça değil! Çok ironik değil mi ?! Tüm dünya hastalanan insanlardan para kazanırken….
Aslında su gibiyiz ve hayatımız bir kap ve biz onun şeklini alıyoruz. Aynı ölçülerde farklı bir kaba konduğumuzda sadece şeklimiz değişiyor, sonuç aynı… Sonuca giden yollar farklı o kadar…

 

İzmir’e de bir şehir tiyatrosu şart!

Konak SahnesiDün akşam Jeanne d’Arc’ın Öteki Ölümü oyunu için İzmir Konak Sahnesi’nde yerimizi aldık. Oyun Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları tarafından sergilendi. Daha önce Haluk Bilginer tarafından oynanmıştı ama izleyememiştim, merak ettiğim izlemek istediğim oyunlardandı. İyi ki turneler, tiyatro festivalleri var da farklı oyun ve oyuncuları izleme şansımız oluyor. Jeanne d’Arc’ı Özlem Baykara Danacı,Tanrı’yı K. Sinan Demirer ve cellatı da Hakkı Kuş canlandırdı.

Önce Jeanne d’Arc kimdir, biraz ondan bahsedelim çünkü oyun, Bulgar yazar Stefan Tsanev tarafından Jeanne d’Arc efsanesinden yola çıkarak kaleme alınmıştır. Jeanne D’Arc (1412-1431) Fransa’nın İngiliz işgalcilere karşı savaşında ordunun başına geçerek Orleans kentini kurtarır. Fakir köylü kızı Jeanne d’Arc halk tarafından azize olarak görülmeye başlar ve bu durum tabii ki de iktidarı rahatsız eder ve 19 yaşında yakılarak idam edilir.

Oyunda, savaşta ölen Jeanne d’Arc’ın kahramanlaşmasından korkan iktidar buna engel olmak ister ve bunun için de zinadan ölüme mahkum oyuncu Jeanette’den Jeanne d’Arc rolü yapmasını isterler. Eğer halkın önünde af diler ve Jeanne d’Arc’ın halkın gözünde küçük düşürürse affedilecektir. Oyunda Tanrı ve cellatla olan ikili diyaloglar ile insanın din ve milliyetçilik duygularıyla abluka altına alınışını ve Tanrı’nın sorgulanması ve dinin uygulamada köreltilişlerinin altını çizen güzel bir oyundu. Ayrıca yazarla ilgili öğrendiğim bir bilgi de oyunun altına dipnot düşerek, oyunun sergilendiği yer ve zamana göre uyarlama yapılabileceği belirtmiş. O yüzden de bir çok defa izlenebilecek bir oyun, emininm her farklı uyarlamasında farklı tadı olacaktır.

Oyunu izlerken biraz endişe de duydum, 1400’lü yıllarda da 2010’lu yıllarda da hiç bir şey değişmiyor. Ve ayrıca Tanrı’yı ve inancın sorgulandığı bu tarz oyunların gelecek günlerde sergilenememe ihtimalinden de korktum…

Umarım bir gün, insan dinini sadece kendi içinde ve kendi için yaşar böylece hiçbir yönetim dini kullanarak insanları sömürmez!

Ayakkabı Bağlamayı Yanlış Öğrendiğimi Biliyordum!

Bot ya da uzun bağcıklı bir spor ayakkabıyı ne zaman giysem 3-5 adımda bir benden “pofff yine çözüldü” isyanı gelir. Hatta öyle ki kimi zaman utandırdığı bile olmuştur. Bazen de metro merdivenlerinden hızla inerken / çıkarken bağcıklarımın çözüldüğünü görünce düşmekten daha da kötüsü birinin düşüşüne neden olmaktan ödüm kopar. O yüzden model olarak çok sevsem de bana yaptığı eziyetten dolayı bağcıklı ayakkabılar ile aram biraz limonidir.
Düşünsenize önemli biriyle iş için dışarı çıktınız, bir iş görüşmesine gittiniz veya hoşlandığınız kişiyle ilk buluşmanız, ikide bir pardon ayakkabım çözüldü diyip eğilip ayakkabılarınızı bağlıyorsunuz. Şanslıysanız konuyla ilgili şakalaşmalar olacaktır (genelde başıma bu gelir) ya da tam aksi huysuz ve anlayışsız biriyle beraberseniz bir ayakkabıyı bile bağlayamıyor ve sık sık durup bağcıklarınızı bağlamanıza içten içe uyuz olacaktır.
Neyse ki sonunda Terry Moore videosuna bir tavsiye üzerine ulaştım ve anladım ki ben de yanlış ayakkabı bağlayanlardanmışım. Hem de farketmeden birini doğru bağlarken diğerini hatalı bağlıyormuşum.
Teşekkürler Terry Moore, çilem sona erdi!