İki ev arkadaşı bir yılda nasıl 56 bin dolar tasarruf etti? Daha Az Eşya Daha Çok Mutluluk!!!

Bugün de Forbes’te yayınlanan ve birçok kişinin paylaştığı yazıyı okuyunca bir zamanlar “Ted’le 21 Gün” sitesi için yazdığım aşağıdaki yazıyı, Graham Hill’in TED videosunu ve aldığım kararları hatırladım.

“Daha az eşya, daha çok mutluluk…

Alışveriş yapmayı çok seven biri olarak, 6-7 ay önce gerekli olmadıkça yeni şeyler satın almama kararı almıştım. Bu kararıma yol açan ise, taşınma esnasında, nemlendiriciler, şampuanlar, saç bakım kremleri, parfumler, deodorantlar; aldığımı bile hatırlamadığım kullanmadığım takılar tokalar…. şeklinde uzayıp giden bir kaç koli eşyayla karşılaşmam karşısında şok olmamdı. Bu kadar çok şeyi ne zaman alıp, biriktirmiştim.

Bu aldıklarımın hepsi beni aldığım an mutlu etmiş olabilirdi ama ya sonra… hatırlamıyordum bile. İşte bu yüzden “beni aldığımda gerçekten ne mutlu ederdi?”, bu gerçekten işe yarayan, hayatımı kolaylaştıran bir soru.

Gerçi hâla alışverişimi sınırlandır(a)madığım bir çok nokta var ama, en azından içime sinen bir başlangıç yapmıştım.

Haydi siz de deneyin (:”

1 yılda 56 bin tasarruf eden arkadaşların hikayesi de şöyle başlıyor. Kanada’da yaşayan muhasebeci Geoffrey aylık harcamalarını analiz etmeye başlıyor ve yaşam tarzından dolayı ne kadar kazansa da daha çok harcadığını ve bunun hep bu şekilde ilerlediğini fark ediyor. Aynı dönemde yakın arkadaşı Julie de taşınmak isterken, Geoffrey evine davet ediyor ve sadece 1 odanın uygun olduğunu paylaşıyor. Julie sahip olduğu eşyaların %80’ninden 3 gün içinde kurtulması gerektiği gerçeği ile karşılaşıyor.

Benimle aynı şoku yaşayıp,  “Bir dakika, niye bu kadar eşyaya ihtiyacım var ki zaten?” diye sorgulamaya başlamış. Ben de daha az ve doğru alışveriş yapmam gerektiğini bir taşınma esnasında kolilerce krem, şampuan, deodorant… aldığımı unuttuğum ürünlerle karşılaşınca karar almıştım. Fakat ben sadece aldığım ürünlere dikkat etmeye başlamışken, Geoffrey ve Julie çok daha radikal bir karar verip o yılı “hiçbir şey almama yılı” ilan etmişler ve deneyimlerini de Buynothingyear.com  ile paylaşmışlar.

Geoffrey  ve Julie’nin hiç para harcamama üzerine kurdukları bir hayatı var. Benim amacım ise ihtiyacımdan fazla ya da ihtiyacım olmayan bir ürünü almamak üzerine… Ya da evde yemek varken dışarda yemek yiyip sonra da evdeki yemeği çöpe atmamak üzerine… En kötü alışkanlıklarımdan biri de markete girdiğimde amacım olan ürünün yanında 10 parça daha ürün alma alışkanlığımı yok etmek üzerine…

Bu gereksiz bulduğum harcamaları yapmak yerine daha çok gezip yeni yerler keşfedebilmek üzerine 🙂

Eşimle taşınma arifesindeyiz, bakalım 1,5 yılda evi gereksiz nelerle doldurmuşuz… Umarım bu defa karşıma çıkan koliler ve içerikleri üzmez…  Ben/biz ne yapmışız diye şok olmam 🙂

Bir zamanlar Karadeniz Gezisinden 2.Gün: Giresun, Of, Çaykara, Uzungöl Yaylası

Ve işte ikinci günde Giresun’la vedalaşıp fındık bahçeleri ve Karadeniz sahili eşliğinde Doğu Karadeniz’e doğru yol almaya başladık. Asıl merak ettiğimiz, görmek istediğimiz yer kuşkusuz, Doğu Karadeniz’di.  Uzungöl Yaylası hep merak ettiğim, internette fotoğrafını gördükçe bayıldığım hayran kaldığım hep görmek istediğim bir yerdi. Hakkında gitmeden önce okuduğum yorumlardan çok fazla turist istilasına uğradığı ve eski özelliğini kaybetmekte olduğuydu, o kartpostaldaki siluetin bozulmuş olmasından endişe ediyordum. Uzungöl’e yolculuk çok keyifliydi, işte şimdi yoğun yeşil bize eşlik ediyordu. Uzungöl’e vardığımızda öğle yemeği için mola verildi. Tur rehberinin ayarladığı mekan yerine biz Tripadvisor’dan gözümüze kestirdiğimiz yerde (adını şuan hatırlayamadım) İspir fasulye yemeyi tercih ettik.

Daha sonra Karagöl etrafında başlayan yağmur çisentileri eşliğinde yaptığımız yürüyü, telaşsız, yavaş yavaş, kimi zaman şemsiyemizle kimi zaman sadece yağmurluğumuzla, çok keyifliydi. Evet, o kartpostaldaki görüntü mevcuttu ama belli bölgelerde aşırı bina yoğunluğu mevcuttu. Alınan kararlarla oteller ahşap görünümlü yapılsa da doğanın katledildiği çok ortadaydı.Yöre sakinlerinin de anlattığına göre; son 1-2 yılda Suriyeli ve Arap turistlerin Uzungöl’ü keşfetmesiyle, istilaya uğramış, aylarca kalıyorlarmış. Tabi bu beklenmedik talep de yeni otel inşaatları demek oluyor. Ne kadar çok otel var derken, yenileri de yapılmaya devam ediyordu. Yeni yapılan otel odaları da Uzungöl’ün huzuruna yakışmayacak şekilde şatafatlı, kristal avizelerin bulunduğu, altın renginin esas olduğu odalardan oluşuyordu, değişen hedef kitleleriyle otellerin dizaynı da değişmiş. Çok üzüldüğümü belirtmeden geçemeyeceğim evet turist talebi halk için gelir kaynağı, bu çok açık bir şekilde görülüyor ama keşke binalar yapılırken biraz daha kontrollü ve doğaya uyuma dikkat edilseydi.

Uzungöl’ü de Karadeniz yollarını da bundan 10 yıl 20 yıl önce görenler gezenler ne kadar da şanslıymış…

Yağmur Yağarken Evde Olsaydım

Dünkü lodosun ardından İzmir olarak yağmurlu bir güne uyandık. Şuan yağan dolu mu iri yağmur damlası mı ayırt edemesem de evde olmak vardı! Pazartesi mahmurluğuna bir de eklenen yağmurlu hava tüm hücrelerime miskinlik yap diye sesleniyor ama ne mümkün! Polar battaniye, sütlü kahve, kitap ve müzik bir araya gelmek istese bundan daha güzel bir gün olamazdı herhalde 🙂 Tabi bir de bu kombinasyonun, yeşilçam ya da romantik komedi versiyonu da olabilir, hiç hayır demem 🙂

ahnerede vahnerede1 Şöyle battaniyem üstüme örtülü, elimde fincan, perde açık cama yağmur damlaları vururken bir Tarık Akan filmiyle günümü şenlendirebilirdim. Türk filmleri denilince benim en keyif aldıklarım Tarık Akan’ın oynadığı filmler. O dönemin romantik komedileri, film hataları, oyuncuları hepsi ama hepsi çok güzel.

Ama içlerinden bir tanesi de favorim, Ah Nerede Vah Nerede! Neredeyse ezberimdeki replikleri ve klişeleriyle beraber Yeşilçam’ın en sevdiğim filmlerinden olur kendisi 🙂 Tekrar tekrar izlemekten

ah-nerede-vah-nerede-2sıkılmadığım Adile Naşit, Gülşen Bubikoğlu, Hulusi Kentmen, Halit Akçatepe…. ve daha kimler kimler…

Bugün evde olma şansına sahip olanlar günün tadını çıkarsın lütfen 🙂