2016 Yağmur Takvimi = Bizim Evin Cam Silme Takvimi

Cam silmeyi sevenlerin buluşma kulübü Merhaba! Tabi ki yok öyle bir şey, biliyorum!

Cam silinir, yağmur yağar, net! Murphy yasası bilmem kaçıncı madde olur kendisi… Silenin siz olması önemli değil, o evde o cam silindiyse yağmur yağar. Şu yağmur duasına çıkıp da yağdıramayan abiler, alsalar ellerine bir bez başlasalar camları ovmaya görecekler akşama en geç hemen ertesi güne yağacak o yağmur. Ha hazır ele bezi almışken peşini bırakmayıp şöyle bir yerleri de silerlerse fena olmaz yani ablalar bir gün de olsa mutlu olur,  yağmurun camı kirletmesi falan umurlarında olmaz.

2016 yılı İzmir yağış takvimi eşittir bizim evin camların silinmesi, henüz boş geçmedik. Nasıl şans anlamadım, ha İzmir’in yağış haritası bizim evin cam silinmesine göre şekilleniyorsa napalım sileriz deriz de sanmam yani o kadar belirleyici, faydalı olabilecek bi şansa sahip olalım.ArifEfendi

Yağmur duası denir denmez de aklıma Kemal Sunal’ın 3 Kağıtçı filmindeki Arif Efendi geliyor , elimde değil 🙂

Cycling 365 – Avrupa Bisiklet Yarışması

Cycling365Evet Türkiye’de bu yarışa İzmir ve Ankara ile katılıyor. Adı yarış olsa da burada amaç, günlük hayatta bisiklet kullanımın yaygınlaştırılması! 1 Mayıs’ta başlayan bu “Challenge – Meydan Okuma” , 31 Mayıs’a kadar devam edecek.

Temiz bir çevre, karbondioksit salımının azalması ve sağlıklı bir şehirde yaşayabilmek için, European Cycling Challenge bisikletin ulaşım aracı olarak kullanılması, yaygınlaştırılması ve herkes tarafından kabul edilmesini hedefliyor. Bence en önemlisi de trafikte bisikletçilerin kabul görmesi! Sitesinde ve uygulamasından ( app store / google play’den indirebilirsiniz ) kayıt yaparak ücretsiz olarak siz de yarışa dahil olabilirsiniz. Kaç km yol gittiğinizi, ne kadar karbondioksit salımına engel olduğunuzu ve kullandığınız yol haritanızı görebilirsiniz. Akıllı telefonla uygulama aracılığıyla otomatik olarak seyahat datalarınızı kaydedebilirsiniz, akıllı telefonunuz yoksa da sitesinde manual olarak giriş yapabileceğiniz bir alan var.

Gerçi ülkemizde yarış adını duyunca gaza gelip hemen hile hurda peşinde koşmak isteyen tipler de yok değil… Mesela otobüse / arabaya bisikleti atıp, şehir turu yapmayın !  Çıkacak istatistiksel sonucu bozmayın lütfen! Buna göre şehirlerde bisiklet kullanımının yoğunluğuna / rotalarına göre bisiklet yolları yapılacak belki de, yanıltmayın!

Şu özendiğimiz Hollanda, İsveç ve tabii ki güzide ilçemiz Ula’da olduğu gibi bisiklet kullanıcıları sayısının bol olduğu şehirlerle dolsun ülkemiz!

Not: Ula, Muğla’nın küçük ama sevimli ilçesidir, ilçedeki neredeyse herkes bisiklet kullanmaktadır. İdari kesimde de aynı durum geçerlidir, kaymakamlık, belediye binası, okul önlerinde sıra sıra arabalar değil  bisiklet görebilirsiniz. Ben en iyisi bir ara da bir Ula yazısı yazayım.

Herkesin Hayatına Kimse Karışamaz!

hhkkHerkesin hayatına kimse karışamaz kısaca HHKK ! Bunu söyleyen abimizi hatırlarsınız değil mi? Yok hatırlayamadım derseniz hemen  yandaki fotoğrafa bakınız, oldu değil mi canlandı:)

Sevgili abimizin kafası çok karışıktı ama bence tam bir ülke durum özetiydi kendisi. Konu başörtüsü gibiydi ama her konuda bence ülkece böyleyiz. Değişik kombinasyonları düşünebiliriz. Özellikle ikili hatta üçlü ilişkiler kapsamında

Aşk Üçgeni: Olay 120 dk.’lık dizilerde geçiyorsa yeğen amcasının karısıyla bile takılabilir. Hatta kaçamak yapmaları, birlikte kaçabilmeleri için tüm teyzeler dayılar toplaşıp dua edip ve bir adım daha ileri gidip amca karakteri ayıplanabilir. Sonuçta herkesin hayatına kimse karışamaz ! Yaşasın HHKK !

Ama gel gör ki olay komşunun başına geldiyse, sonuçta karakterler bu kadar yakışıklı, güzel ve zengin değil, kadın o..u, adam boynuzlu ve genç delikanlı “tüüüü” nidalarıyla yuhlanır, yazıklar olsunla sonlanır.

Evlilik Hayatı: Erkek gözüyle itirazlar, aman her şeyime karışıyor, bi erkek erkeğe dışarı çıkacam burnumdan geldi üleyn, halı sahaya gidemiyorum yahu böyle hayat olur mu sonuçta herkesin hayatına kimse karışamaz !  Tamam güzel abim bir gün sen çık tabi, bir gün eşin de çıksın nefes alsın, toplansın arkadaşlarıyla konsere gitsin, bir kahve içsin kendine gelsin. Hooop orada duracaksın, akşam vaktinde ne işi var sokakta! E noldu hani HHKK idi (uzun uzun yazdırmayın anladınız siz onu).

Romantik Aşklar: Ay bak bilmem ne dizisinde aşıklar kavuşamadılar birbirine, yazık değil mi bunlar genç, öpüşecekler de gezecekler de tozacaklar da… Babasına bak nasıl mendebur, hele annesi yok mu annesi ne şeytan kılıklı o… Büyümüş kaç yaşına gelmiş ne karışıyorlar çocuklara bu kadar HHKK sonuçta ! Bu yorumlardan gaza gelen kızçemiz, annem ne kadar modernmiş de ben kadının hakkını yemişim diye düşünür ve lap diye “anne yarın sevgilimle sinemaya gideceğim, öncesinde sizle de tanıştırmak istiyorum” der. Anne tabi feryat, figan baban duymasın, yok seni kandırırlar, aman komşular duyar görürse rezil oluruz diye başlar, kimlerdenmiş ne zaman istemeye geliyorlarmış ile son bulur. e noldu hani gençti bunlar, ne karışıyorlardı, işte buraya kadar.

Ülkecek ikilemde miyiz, ikiyüzlülükte miyiz bilemedim ama bir değişik olduk orası kesin!

İkiyüzlüyüz vesselam…

31Bir şehrin mutlu ve huzurlu olduğunu sokakta gezen insanlardan anlarım ben. Gülüyorsa insanlar, rahatça gezebiliyorlarsa sokaklarda, o şehirde hayat mutludur, keyiflidir. Tek başlarına, çocuklarıyla, sevgilileriyle, hayvanlarıyla mutlu mesut sokaktalarsa, o şehirde yaşam vardır, yaşam…  Hele o şehirde birbirlerine sarılan, öpüşen çiftler varsa zarar gelmez o şehirden, o şehrin insanlarından…

Ülkemizin çoğu şehrinde ve kasabasında bırakın sevgilileri, evli çiftler bile rahat rahat öpemez birbirini, ne öpmesi ya el ele gezemez, gezmez. Ayıptır çünkü … Ayıp ne demekse, kim karar veriyorsa sevginin ayıp olduğuna ayıp işte!

Ama çocuklara tecavüz edilir, eğitim kurumu kisvesi altında ne yaptıkları belli olmayan yerlerde… Çocuklara taciz, tecavüz edilir kız erkek ayırt etmeden, “çocuk esirgeme kurumlarında”, muhtaçlıklarından, kimsesizliklerinden faydalanılır. Din adamıyım diye, meydanı boş bulur, atar tutarlar. Şu günahtır, bu günahtır ama el kadar bebelere tecavüz etmekten sakınmazlar. Gerek de görmezler, çünkü davaları da “GİZLİ” görülür, “YAYIN YASAĞI” vardır. Kimse bilmez, kimse görmez, aslında herkes görür bilir de kimse konuşmaz, sesini çıkarmaz AYIPTIR.

Ulan nedir bu AYIP, nedir ? Benim “ulan” demem tüm bu pislik olaylardan daha ayıptır kimine göre… Bu ikiyüzlülük değil de nedir peki ? Ha söylemeyi unuttum tüm bu olanlar da mağdur olan suçludur. Çocuksa kanı bozuktur, onda zaten bir gariplik vardır, ailesi sahip çıkmamıştır. Kadınsa, e tabi kuyruk sallamıştır, başka ne olacak! Kısa giymiştir, dekoltesi vardır, gece sokaktadır, tekin olmayan bir sokaktadır, güzeldir belki de sadece suçtur çünkü güzel olması, ya da sadece pisliğin tekine denk gelmiş insandır sadece… Güzel ülkem, gitgide çirkinleşen canım ülkemde ikiyüzlüyüz vesselam…

8 Mart 1857… 8 Mart 1921 … 8 Mart 1975 … 8 Mart 1980 … 8 Mart 1984… 8 Mart 2016 …

Bildiğiniz gibi Amerika’daki 40.000 dokuma işçisinin daha iyi çalışma koşulları isteyerek çalıştıkları tekstil fabrikasında greve gitmesiyle tüm hikaye başladı. Polis, işçilere saldırdı (neden anlayamıyorum), işçiler fabrikaya kilitlendi ve ardından çıkan yangından kaçamadıkları için 129 kadın işçi can verdi. Çalışma koşullarının kötü olması ve daha iyi şartlarda çalışmak istemeleri suç mudur bence değildir ama o gün 129 kadın bedel ödedi. Daha sonraları  yaklaşık 50 yıl sonra Danimarka’daki konferanstaki öneri, oy birliğiyle kabul edildi, 8 Mart International Women’s Day – Dünya Kadınlar Günü olarak kutlanacaktı artık.

Türkiye’de kutlanışı tabii ki çok yıllar sonra malum bu topraklar kadınlar o yıllarda kendi tarlası ve evi dışında çalışmıyorlardı. Konudan da çok da haberi olan olduğunu sanmıyorum. 1921 yılında, olaydan yaklaşık 65 yıl sonra, Türkiye’de Emekçi Kadınlar Günü olarak kutlanmaya başladı. 1975 yılında Dünya’da da Türkiye’de de daha coşkuyla kutlanmaya başladı. “Türkiye 1975 Kadın Yılı” kongresi yapıldı. Yüzlerce insan artık sokaklarda da kadın haklarından bahsediyordu.

Ardından 1980 darbesi ile neden olduğunu çok kavrayamadığım bir şekilde 4 yıl boyunca 8 Mart Kadınlar Günü kutlanmadı, ya da kutlanamadı, bilmiyorum. 1984 yılından itibaren yeniden her yıl çeşitli kadın örgütleri tarafından “Dünya Emekçi Kadınlar Günü” kutlanmaya başladı.

Kutlanmaya da devam ediyor… ama bazı yasaklar var 8 Mart 2016’da neden bilmiyorum, pankart açmak, yürüyüş yapmak, sorunları hep birlikte dile getirmek neden yasak , anlamıyorum.

Her yıl meydana gelen ve artarak devam eden kadın ölümleri, kadın tacizleri, kadın tecavüzleri ve dahası daha çok bunları engellemek için ne yapılabilir, farkındalık nasıl arttırılabilir diye kafa yormak varken, neden 8 Mart 2016 ‘da daha çok yasaklar konuşuluyor, yine kadınlara uygulanan yasaklara… Yılda en azından 1 gün dinleyebilmek bu kadar zor olmamalı, anlayamıyorum.

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü ‘müz kutlu olsun !

Yalancı Bahar!

IMG_0873 (1)İzmir’de yaz sıcağını hissettiğimiz bir hafta sonu ardından ara ara yağmurlu bir hafta oldu, bu hafta. Sanırım ben de bizim bahçedeki erik ağacı gibi yalancı bahara kandım ve bahar yorgunluğu beni teslim aldı. 3 akşamdır, erkenden 9 buçuk 10 gibi sızarak, bayılarak uyuyorum. Ertesi gün uyanmakta zorlanıyorum, öğle yemeğinden sonra Türk kahvesini dört gözle bekleyip, pardon yumuk yumuk gözlerle bekleyip, 2 saat sonra yeniden esneyen bir tipe dönüşüyorum. Gözler hep uykulu, bugünlerde…

Teorimiz, beni uyku böceğinin yani çeçe sineğinin ısırmış olması, başak türlüsü mümkün değil. Bu kadar uyku neden diye sormadan geçemiyorum, büyüme çağında da olmadığıma göre ihtiyaç duymasam gerek! Bu mutlu Cuma gecesi erkenden uyumayacağım, işte bunu kaldıramam 🙂

Neyse benim uykumdan daha önemli bir konu var, erik ağacının bir soğuk görüp de çiçeklerini dökmemesi, yoksa ben ne yaparım 🙂

Hadi mutlu herkese mutlu cumalar, mutlu haftasonları  🙂

Ülkemiz Güzel Aslında;

Aslında ülkemiz de insanları da güzel hem de çok güzel ama;

  • kadın cinayetleri olmasa
  • çocuk istismarı yaşanmasa, göz yumulmasa,
  • töre cinayetleri olmasa,
  • namus takıntısı olmasa,
  • ikiyüzlülük olmasa,
  • doğaya sahip çıkılsa,
  • ağaçlar korunsa,
  • insan hakları uygulansa,
  • işçi hakları korunsa,
  • suçlular ellerini kollarını sallayarak gezmese,
  • düşünce suçu adı altında gazeteciler hapiste olmasa,
  • sosyal medyada yazılanlardan dolayı hapse atılmasa,
  • eyleme katıldı diye gözaltına alınmasa,
  • eğitim kaliteli olsa,
  • olsa,
  • olsa,
  • olsa….

Sky Bar’da Bir Güzel Grup…

İzmir’in o güzel manzarası eşliğinde Cumartesi gecesi adını bilmediğimiz şahane bir grubu dinleme şansımız oldu. Grup inanılmaz keyifli, grup üyeleri müziğe ara vermeden çaldıkları müzik aletlerini birbirleriyle değiştirerek hoş bir ortam oluşturuyor. Grup üyelerinin kesin yabancı olduğunu, özellikle solist kız ve gitarist abimizin %100 yabancı derken, gecenin sonunda sanki bir “Remzi” ismini duyduk. Ama çok takılmadık, kendimizden çok emindik kesin yanlış duymuştuk.

SKY BARTabi düştü bir kere içime kurt, bi google youtube araştırması ardından grup üyelerinin ismini öğreneyim dedim. İlk bilgileri prodüksiyon sitesinde buldum 🙂

Ve işte karşınızda; Sibel Emek, Remzi Emek, Jeannnine Emek… ve sürpriz, yabancı olduğundan hiç şüphelenmediğimiz müzisyen yabancı çıktı. Sibel Emek, öyle soft sesi var ki bence tüm gün dinlenebilir.  Ama Sky Bar dışında bir yerde dinlemek lazım, iki ana nedeni var benim açımdan. Birincisi Swiss Otel barı olduğu için, bir grup insanın sadece orda olmak için orada olduğunu görüyorsunuz. Müzik kalitesinin çok umrunda olmadığını görebiliyorsunuz. Canlı müzik varsa bir yerde dinleyici kitlesi de önemli oluyor. İkincisi ise bir otel barı olduğu için , koltuk düzeninde insanların “yemek müziği” tadında sohbet ederken bir yandan da dinlediği bir ortam kurulu, bu grup eşlik edilmeyi fazlasıyla hak ediyor.  Evet bu grubu gerçek bir barda dinlemek istiyorum 🙂  Değirmenler şarkısını bir de Sibel Emek’ten dinleyin, çok huzurlu değil mi …

Dönüp bir 2015′ e baktım da…

Arkaya dönüp bakınca, ne kadar da berbat bir yılı geride bıraktığımızı söylemeye gerek yok sanıyorum. Kişisel hayatlarımız da büyük darbeler, kötü anlar olmasa da hala kendimizi özgür sana sana Ege kıyılarında sevgililerimizle elele dolaşabildik. Bizim buralarda henüz kimse kimseye ne giydin ne içtin ne yapıyorsun demediyse ya da der gibi bakmadıysa kimse, ülkecek kendimizi ne kadar da modern ve özgür sanmaya devam ettik.

Henüz midyenin yanında sahilde içtiğimiz biraya karışanın olmaması, kızlı erkekli ya da cinsiyetin önemi olmadan beraber gülmeye devam ettik. Ekranlarda izledik, üzüldük sonra unuttuk sonra yine yeni kötü bir olay tekrar üzüldük… Sonra alışmaya mı başladık acaba… Yoksa elimizdekilerin kıymetini bilip onlara daha çok mu sarıldık… Bu güzel tatlı mutluluk kırıntıları bitecek diye mi korktuk biraz da…20152016-300x200

Belki biraz da bencillikle “amaaan tüm dünyanın yükünü ben mi sırtlanacağım canım” dediğimiz de oldu ya da elimizden gelen artık hiçbir şey olmadığını hissedip umutsuzluğa kapıldığımız da ya da yaptıklarımızın anlattıklarımızın hiç faydası olmadığını görüp kabuğumuza çekildiğimiz de…

Belki birçoğumuz da seçim ardından “bana ne” deme hakkımızı kullanmaya çalıştık, tam da başarılı olamadık belki… Mutlak duyarsızlığa ulaşamadık…

Gözümüzün önünde bir önceki yıl(lar)da haksızca içeri atılanların çıkartılıp, onları içeri atanların mahkum edilmeye çalışıldığı, eliyle koymuş gibi silahları bulanlara o günlerde komplo bunlar diye sesini çıkaranlar dikkate alınmadan kararların uygulandığı, şimdi de acaba nasıl o silahları öyle kolayca buldular deyip silahları bulanlara sorgulamanın başladığı günlerdeyiz.

Daha neden içeri alındığını anlamadan bir grup gazeteci serbest bırakılırken, yerlerine başka gazeteciler içeri alındı. Tüm bunların yanında bir grup gazeteci! de her rüzgar da farklı yazılarıyla hepimizi şaşırttı.

Sınırımızda savaş var diye üzülürken savaş şuan içimizde, haber alamasak da medyada göremesek de, uzak görünse de çok da yakınımızda… orada bir köy var uzakta… neler oluyor bilmiyoruz…

Kaç bin göçmen var bilmezken, kaç milyon Suriyeli göçmen / mülteci var onu da bilmiyoruz. Bir yanda da gözümüzün önünde akın akın sirküle olan adalara gitmek için değişen o insanlar umuda yolculuk adı altında ölüme doğru yola çıkmaktadır.

Kaç kadın şiddet gördü, tecavüz mağduru, katledildi… Kaç çocuk mağdur, en yakını sanılan sapkınlarca hayatı boyunca unutamayacağı şiddet yaşadı… Kaç çocuk, kaç kadın NAMUSun temizlenmesi için öldürüldü ya da ölüme terkedildi…

Liste bitmeyecek galiba… ama yazı bitsin içim karardı, sizin de içinizi kararttım…  Dönüp bakınca karanlıktı 2015 , 2016 daha aydınlık bir yıl olmasını beklerim(z) tabi ama umudum eskiden az…

4.5 G Nedir ?

Evet reklamlarda da çıktığına göre 4.5 G oldukça ilgi uyandırmıştır sanırım. Gerçi halkımız konuya çok hakim diye düşünüyorum, Türkiye 4.5 G ile tanışacak diye miting alanlarında seslenildiğinde bir alkış bir kıyamet kopmuştu ki 4.5 G nedir bilmeyen bir benim sanmıştım.  Ben de demiştim ne kadar da ilgili bilgili yurdum teyze ve amcalarıyla dolu her yer, facebook sefası candy crush çılgınlığı sonrası internet bilgi birikimiyle gözlerimi doldurdular.

4.5Neyse benim gibi hala 4.5 G nedir ne değildir bilmeyen kaldıysa diye bir de ben anladıklarımı anlatayım dedim. Zira sonradan hakim oldum konuya…

4.5 G dördüncü nesil kablosuz iletişim ağı ! Evet bende 4’ü anladım ama .5 ile ilgili hala sıkıntılarım var. Ama yılmadım araştırdım, bu kadar ahali oleyyy 4.5 G diye sevinir alkışlarken, ben neden bilmeden boş boş bakayım değil mi? Neyse onu da öğrendim her şeyin en iyisine sahip ülkem, internetin de en ilerisine sahip olmak için, LTE advanced isimli daha gelişmiş bir sürümünü kullanacak. Böylece 3G ile 30 saniyede indirdiğiniz müzik 1 saniyede sizin olacak. 8 GB filmi 1 saatte indirirken 6,5 dakika sonra izlemeye başlayabileceksiniz. Evet hep bilimsel ilerleme için duyulan heyecandandı bu alkış kıyamet…

Ha bu arada küçük bir detay, 4.5 G için 30 Bin yeni baz istasyonu vatana millete hücrelerimize hayırlı olsun!

E şimdi nereye takıldı, noldu, hop evin çatısında, hop köşe başında, hop okul tepesinde , hastane yanı başında nerde ben bilmem!